Her insanın dilinde aynı cümle var: “Ah, nerede o eski günler?”
Dedeye soruyorsun, “Eskiden birine güvenirsen o güveni boşa çıkarmazdı.” diyor.
Amcaya soruyorsun, “Eskiden bir araya gelirdik. Öyle muhabbetler, öyle sohbetler ederdik ki…” diye anlatıyor.
Dayıya soruyorsun, “Birine dostum, arkadaşım dediysen canını verir, seni yarı yolda bırakmazdı.” diyor.
Anneye, teyzeye, halaya soruyorsun; onlar da eski günlerin hayâsını anlatıyor. İnsanlar giyimine, davranışlarına, konuşmasına dikkat eder; mahremiyetini korumayı bir yük değil, bir değer olarak görürdü.
Bütün sülaleyi sıralamaya gerek yok. Çünkü hepsi de aynı soruyu soracak, “Ah, nerede o eski günler?”
Peki Sahi Ne Oldu Bize?
Ne oldu da komşunun komşudan haberi kalmadı? Ne oldu da insanlar birbirine güvenmekte zorlanır hâle geldi? Ne oldu da tahammülümüz azaldı, öfkemiz çoğaldı?
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: İslam’dan uzaklaştıkça birbirimizden de uzaklaşmış olabilir miyiz?
Çünkü İslam sadece camide yaşanan bir din değildir. İslam; komşulukta, ticarette, ailede, arkadaşlıkta, sokakta, iş yerinde ve insan ilişkilerinde kendisini göstermelidir.
Dünyanın farklı ülkelerinde İslam’ı din olarak kabul etmeyen, fakat toplum hayatında adalet, güven, kul hakkına saygı, yardımlaşma, dürüstlük ve toplumsal sorumluluk gibi İslam’ın teşvik ettiği birçok değeri yaşatan topluluklar görebiliyoruz. Peki biz, İslam’ı kabul ettiğimizi ve Müslüman olduğumuzu söylerken, onun ahlakını ve toplumsal değerlerini ne kadar hayatımıza taşıyabiliyoruz?
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın; günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2).
Bir başka ayette Rabbimiz, “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” (Nahl, 16/90) buyuruyor.
Bugün ise İslami hassasiyetleri hayatın dışında gören, haramı normalleştiren ve hayatını herhangi bir ölçü olmadan yaşayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Elbette bütün gençleri aynı kefeye koyamayız. Fakat toplum olarak değerlerimizin zayıfladığını da inkâr edemeyiz.
Üstelik geleceği inşa edecek olan gençlerimizdir. Onlara sadece meslek, para ve kariyer değil; ahlak, merhamet, haya, adalet ve sorumluluk da kazandırmalıyız.
Kur’an bize bunun yolunu da gösteriyor: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 3/104).
Öyleyse özlediğimiz eski güzel günleri sadece konuşmak yetmez. O günlerin güzel taraflarını yeniden hayatımıza taşımamız gerekir.
Çözüm, geçmişi romantikleştirmekte değil; Kur’an’ın ahlakını ve Peygamber Efendimizin sünnetini yeniden hayatımızın merkezine almaktadır.
Çünkü İslam’ı sadece kabul eden değil, yaşayan bir toplum olduğumuzda; güven yeniden yeşerecek, komşuluk yeniden canlanacak, aile güçlenecek, gençlerimiz ölçüsüzlüğün değil, ahlakın peşinden gidecektir. İşte o zaman o eski günler gelecek…
Aksi hâlde bugün “Nerede o eski günler?” diye sorduğumuz gibi, yarın bugünkü günlerimizi de arar hâle gelebiliriz.
Belki de artık sormamız gereken soru sadece “Biz ne zaman böyle bir toplum olduk?” değil:
“Yeniden nasıl güzel bir toplum olabiliriz?”
Cevap ise çok uzaklarda değil.
Özümüzde, Kur’an’da ve Peygamberimizin sünnetinde…