Bugün gençler arasında giderek daha fazla konuşmamız gereken bir mesele var: Her şeyin kendi etrafında döndüğünü düşünmek… Buna egosantrizm, yani benmerkezcilik diyoruz.

Elbette burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Egosantrizm tıbbi anlamda başlı başına bir hastalık değildir. Özellikle ergenlik döneminde kişinin kendisini merkeze koyması, çevresinin kendisi hakkında ne düşündüğünü fazlasıyla önemsemesi gelişim sürecinde görülebilir. Ancak bu durum aşırılaştığında kişinin ailesiyle, arkadaşlarıyla ve toplumla ilişkilerini bozabilecek bir hâle gelebilir.

Asıl tehlike de burada başlıyor.

Bazı gençlerde zamanla “Ben ne istiyorsam o olmalı”, “Kimse bana karışamaz”, “Herkes beni anlamak zorunda” düşüncesi yerleşebiliyor. Ailenin koyduğu her sınırı baskı olarak görmek, sorumluluk almak istememek ve çevresindeki insanların ilgisini sürekli üzerinde tutmaya çalışmak, üzerinde düşünülmesi gereken davranışlardır.

Sosyal medyanın da bu konuda etkisi göz ardı edilemez. Özellikle geçmişte kendine zarar verme davranışlarının sosyal medyada görünür hâle gelmesi, bazı gençlerin tehlikeli davranışları taklit etmesine veya dikkat çekmek için kendisine zarar vermesine zemin hazırlayabiliyor. Fakat burada “Sadece dikkat çekmek istiyor” diyerek meseleyi küçümsememek gerekir. Kendine zarar verme veya intihar düşüncesi her zaman ciddiye alınmalı ve profesyonel destek gerektiren bir durum olarak görülmelidir.

Kur’an-ı Kerim bize kibir ve büyüklük taslamaktan sakınmayı öğretir: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.”

(İsrâ, 17/37)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise şöyle buyurur: “Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”

(Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)

İşte benmerkezciliğin karşısında empati vardır. Sadece “Ben ne istiyorum?” demek değil, “Karşımdaki ne hissediyor?” diyebilmektir.

Peki aile ne yapmalı?

Gençleri sürekli eleştirmek, küçümsemek, başkalarıyla kıyaslamak veya her davranışına sert tepki vermek çözüm değildir. Aile ne tamamen başıboş bırakmalı ne de sürekli baskı kurmalıdır. Sevgiyle sınır koymalı, dinlemeli, konuşmalı ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalıdır.

Çünkü ergenlik döneminde kazanılan davranışlar ilerleyen yıllarda kişinin arkadaşlıklarına, iş hayatına ve aile ilişkilerine de yansıyabilir.

Gençlerimizi suçlamak kolay, onları anlamaya çalışmak ise daha büyük bir sorumluluktur.

Mesele gençlerin kendilerini değerli görmesi değil; kendilerini değerli görürken karşısındaki insanın da değerli olduğunu unutmamasıdır.

Bugün çocuklarımızın egosunu değil, özgüvenini büyütelim. Bencilliğini değil, sorumluluk duygusunu güçlendirelim. Onlara yalnızca haklarını değil, başkalarının haklarına saygı göstermeyi de öğretelim.

Çünkü gençlerimizi kaybetmeden önce onları anlamamız, dinlememiz ve doğru şekilde yönlendirmemiz gerekiyor.