Çarşıda, pazarda, sosyal medyada yeni akımlar, yeni düşünceler ve yeni “izm”ler çıkıyor. Biz de bugün bunlardan birini konuşalım: Tesettürizm!

Elbette böyle bir kelimeyi sözlüklerde bulamazsınız. Ama hayatımızda karşılığı var mı? Maalesef var ve görünüyor.

Tesettürün artık bir ibadet olmaktan çıkarılıp moda, tarz ve gösteriş üzerinden tanımlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Dün örtünmek; görünmemek, dikkat çekmemek, mahremiyeti korumak ve Allah’ın emrine uymak anlamına gelirken bugün mahalle, sokak ve caddelerimizde bunun tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız.

Örtü var ama dikkat çekme arzusu da var.

Tesettür var ama gösteriş de var.

Kıyafet kapalı ama kıyafetin amacı herkesin dikkatini çekmek!

Sahi, burada tesettürün neresindeyiz?

Yüce Allah şöyle buyuruyor mu? “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar ve kendiliğinden görünenler dışında ziynetlerini göstermesinler.” (Nûr, 24/31).

Demek ki tesettür yalnızca başa bir örtü koymaktan ibaret değil. Tesettürün bir ölçüsü, bir amacı ve bir ahlakı var.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ise gelecekte ortaya çıkacak bazı kadın tiplerini “giyinmiş çıplaklar” ifadesiyle haber vermiştir. Hadiste ayrıca başlarını deve hörgücü gibi yükseltenlerden de söz edilir. (Müslim, Libâs, 125). Evet maalesef bunların çoğu bizim Müslüman bacılarımızda mevcut. Ve tesettürün amacı “Ben buradayım, bana bakın.” demek değil; tam tersine, mahremiyeti korumak ve Allah’ın emrine uygun yaşamaktır.

Bugün öyle bir noktaya geldik ki başın üzerindeki örtü duruyor ama bazen örtünün temsil ettiği haya, mahremiyet ve ölçü hayatımızdan çıkmış.

Başını örtmüş olabiliriz; peki başımızın içindeki düşünceleri de örtebildik mi?

İşte asıl mesele burada.

Tesettür sadece kıyafetin değil; bakışın, konuşmanın, davranışın, yürüyüşün, sosyal medyadaki paylaşımın ve hatta niyetin de meselesidir.

Bir insanın tesettürü, yalnızca aynanın karşısında giydiği kıyafetle ölçülmez. Paylaştığı fotoğrafla, kullandığı ifadelerle, dikkat çekme arzusuyla ve mahremiyet anlayışıyla da kendisini gösterir.

Tesettürü modaya dönüştürüp sonra da tesettürün hakkını verdiğimizi düşünmek, ibadetin ruhunu kıyafetin içine hapsetmektir.

Elbette güzel giyinmek, temiz olmak ve şık görünmek başlı başına yanlış değildir. İslam güzelliği ve temizliği yasaklamaz. Ancak mesele, güzelliğin gösterişe, teşhire ve dikkat çekme yarışına dönüşmesidir.

Eskiden tesettüre ulaşmak için ciddi fedakârlıklar yapan insanlar vardı. Bugün ise üzülerek söylemek gerekirse tesettürün kendisi kolaylaşırken, onun ruhunu hapsediyoruz.

kendimize şu soruyu sormadan geçmeyelim: Örtümüz gerçekten bizi koruyor mu, yoksa sadece üzerimizde taşıdığımız bir kıyafete mi dönüştü?

Tesettürün değeri kumaşında değil, taşıdığı anlamdadır. Çünkü gerçek tesettür; yalnızca başın örtülmesi değil, nefsin de ölçüye girmesidir.

Ve belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir “izm” değil, tesettürün özüne yeniden dönmektir.

Kıyafetimizi değil sadece, gerçek manada hayatımızı da örtmek…

Gözümüzü haramdan, dilimizi kötü sözden, kalbimizi kibirden, nefsimizi gösterişten korumak… eğer tesettür bunu bize yaptırıyorsa işte o zaman tesettür sadece üzerimizde değil, hayatımızın tamamında yaşamaya başlar.