PKK'nın temeli Ankara’da atıldı. 1978 yılına gelene kadar çeşitli toplantılarla ilk kurucu kadro şekillendi. Hazırlıkları tamamlanan partinin kuruluş ilanı Diyarbakır’da gerçekleşti.
Bilindiği üzere PKK, 22 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde, Seyfettin Zoğurlu'nun evinde kuruldu.
Kuruluş toplantısına Abdullah Öcalan da dâhil olmak üzere 22 kişi katıldı. Oradakilerin oy birliği ile Abdullah Öcalan başkanlığa getirildi.
Bunlardan ikisi kadındı: Biri Abdullah Öcalan’ın eşi Kesire Öcalan (Yıldırım) idi. Babasının MİT ajanı olduğu genel kabul görmüştür. Sonraki süreçte örgüt ile ilişkilerini kopardı. Ona göre Abdullah Öcalan bir diktatördü. PKK’dan kopan Kesire Öcalan, Avrupa’da (İsveç veya Hollanda) gözlerden uzak bir hayat yaşamaya çalışmaktadır.
İkinci kadın ise Sakine Cansız idi. 2013’te Paris’te suikast sonucu öldürüldü. Leyla Söylemez ve Fidan Doğan da aynı olayda öldürüldüler. “Barış süreci” denilen bir zaman diliminde öldürülen bu üç kadın, PKK’daki barış sürecini zehirlemeye (enfekte etmeye) çalışan derin odaklar tarafından öldürüldü, diyebiliriz. Çünkü olayın faili olarak yakalanan Ömer Güney de cezaevinde şüpheli bir şekilde öldü.
22 kişilik kurucu kadrodan büyük bir kısmı zaman içerisinde PKK tarafından hain veya ajan damgası yedi. Bunların çoğunluğu PKK tarafından infaz edildi. Geri kalan kısmı ise bir şekilde Avrupa metropollerine kaçtı.
Örneğin Resul Altınok, kurucu olmasına rağmen Öcalan’a muhalefet etti. Ajan olduğu iddia edilse de kendisi bunu reddetti ve “Ben ajan değilim” diyerek ölüme gitti.
Mehmet Cahit Şener Batmanlı idi. Diyarbakır Cezaevi'ndeki direnişi ile tanındı ve cezaevinden çıkar çıkmaz PKK’ya katıldı. Ancak kurdukları PKK ile o zamanki Suriye’nin aparatı olan PKK arasında çok fark gördü ve buna karşı tavrını koydu. PKK-Vejin adıyla alternatif bir oluşuma gitti, fakat Suriye el-Muhaberat teşkilatının yardımıyla öldürüldü.
Abdullah Kumral Urfalı idi. Abdullah Öcalan ile aynı ilçeden, yani Halfetili idi. Bir süre sonra o da bazı eleştirilerle ön plana çıktı; Filistin-israil savaşına dâhil olmanın yanlış olduğunu savunuyordu. O zamanki PKK yöneticileri ise israil ile savaşıyordu. İnfaz edildi. Ancak ailesinden gelebilecek tepkiler nedeniyle israil savaşında öldüğü açıklandı.
Suphi Karakuş da Urfalı idi ve Öcalan’a yakın biriydi. Ancak zamanla Öcalan’ın bireysel hareket ettiğine dair eleştiriler yaptı. 12 Eylül öncesi eleştiri ve öz eleştiri mantalitesini dağda da yürütmek isteyenler bir bir öldürülüyordu. Suphi de onlar gibi öldürüldü.
Mehmet Turan Danış ise Ağrılıydı. Kısa bir süre sonra ajan olduğu iddiasıyla PKK tarafından Mardin’de vuruldu.
Aslında liste uzatılabilir. Ancak birkaç örnekle yetinip "evlat yeme" geleneğinin bir genetiğe dönüşmesini anlatmak istedim. Çünkü PKK’nın kurucularının büyük bir kısmı iç infazlarla öldürüldü.
Bunlar, tabiri caizse kalburüstü PKK’lılardı. Bir de kalburun altındakiler için bizzat Abdullah Öcalan şu bilgileri vermektedir: “Ben, devletten daha çok PKK ile uğraştım, çatıştım, çetin bir savaş verdim. Bize uymayan, disiplinsiz hareket edip biat etmeyen 18 bin kişiyi öldürttüm.”
Son olarak, "evlat yeme" geleneğinin genetiğe dönüşmesinin vahametini varın siz düşünün derim.