Gelinen aşamada Amerika ve israilin başını çektiği Batılı Güçler ile İran İslam Cumhuriyetinin başını çektiği İslami Direniş Güçleri tüm kozlarını oynamaya başlamış bulunmaktadırlar. Artık geriye dönüş söz konusu değildir. Her iki taraf da taviz vermenin, boyun eğmenin varlıksal bir sonuca yol açacağını biliyor. O yüzden tüm imkânlarını seferber ediyorlar ve edecekler.

İslami Direniş Güçleri, stratejik sabır döneminin kapandığının, tek çıkış yolunun direniş ve düşmanı geri püskürtmek, yenilgiye uğratmak olduğunun farkındadırlar.

Önce, Amerika ve israilden başlayalım. Amerika için bedel ödemeden esip gürlemenin, üç beş tehditle boyun eğdirip sömürüsünü devam ettirmenin dönemi kapandı artık. Amerika, bölgede tutunabilmek, Körfez ülkelerinin zenginliklerini talan edip petrolü bedava sahiplenmek, istediği yerlere askeri üsleri kurabilmek için İran İslam Cumhuriyeti ve direniş güçlerini yenilgiye uğratmak zorunda olduğunu biliyor. Bunu başarabilmek için her yolu deneyecek. Her türlü baskı aracına, fitne politikasına başvurmaktan çekinmeyecek. Askeri, ekonomik, toplumsal terör yöntemlerini sonuna kadar kullanmak isteyecek.

israil için de aynı şey söz konusu… israil artık bir varoluşsal savaşın içinde olduğunu iliklerine kadar hissediyor. Eski günlerine geri dönmek, yenilmezlik zırhına tekrar bürünebilmek ve her şeyden önce yok oluş tehdidini ortadan kaldırabilmek için hiçbir vahşetten ve insanlık dışı yönteme başvurmaktan çekinmeden İran İslam Cumhuriyetine, Hizbullah ve HAMAS’a, diğer direniş güçlerine saldırmak zorunda olduğunun farkında. Barış görüşmeleri, ateşkes ve benzeri şeyler sadece nefes alabilmek, toparlanabilmek, daha güçlü saldırabilmek, vahşetleri maskelemek için kullandığı argümanlardır.

İran İslam Cumhuriyeti ve Direniş Cephesi de varoluşsal bir savaş veriyor. Ya Amerika’yı bölgeden, İslam topraklarından kovacaklar, Siyonist rejimin yıkılış sürecini hızlandırıp kolunu kanadını kıracaklar, verdikleri bu destansı direnişi sonuna kadar götürecekler ya da yenilgiye, yok olmaya mahkûm olacaklar.

israil de İran İslam Cumhuriyeti de yakaladıkları bu rüzgârı bırakmak istemiyorlar. Siyonistler ilk defa her dediklerini yapan bir Amerika başkanını bulmanın avantajını sonuna kadar kullanmak istiyorlar. İran İslam Cumhuriyeti de yaklaşık elli yıl sonra ilk defa giriştiği bu varlık savaşını yarım bırakmak niyetinde değil. İşi sonuna kadar götürmekte kararlı. Düşman ya şartlarını kabul edecek ya da ne pahasına olursa olsun düşmana öldürücü darbeler vurmaya devam edecek.

Hizbullah, HAMAS, Ensarullah ve diğer direniş güçleri de boyun eğmeye asla niyetli değil… Düşmanla yapılabilecek ateşkes ve anlaşmaları da ellerini güçlendirmek niyetiyle kabul ederler ancak.

Bölge hiç olmadığı kadar yangın yeri ve her geçen gün saflar daha da netleşecek… Amerika zora düştükçe agresifleşecek, müttefiklerini ve işbirlikçilerini sıkıştıracak, tarafsız kalmak isteyenleri sıkboğaz edecek.

Bölge ülkeleri tarafsız kalamayacak bir duruma doğru gidiyor. Her iki taraftan da uzak durayım, Amerika ve israile göz kırpayım ama Direniş Cephesine de bulaşmayayım lüksü kalmayacak. Öyle bir an gelecek ki ya Amerika ve israilden yana olacak ya da İran İslam Cumhuriyeti ve Direniş Cephesinden… Ya İslam topraklarını talan eden barbar sömürgecileri kovmak için İslami Direniş Güçlerine yardım edecek ya da Amerika ve israil ile birlikte Batının İslam Dünyasındaki hegemonyasının sürmesi için çaba harcayacak…