‘Sarı öküzü vermeyecektik’ diye meşhur bir hikâye vardır. Bu hikâyede, kurtlar öküz sürüsünün etrafında sürekli dolanırlar. Ama bir türlü sürüden birisini koparıp avlanamazlar. Yaşlı bir kurt, öküz sürüsüne yaklaşıp, amacının anlaşma yapmak olduğunu söyler. Anlaşma yapalım ve barış içerisinde beraber yaşayalım. Ancak sürüdeki sarı öküzün kendilerini çok tahrik ettiğini, eğer sarı öküzü kendilerine verirlerse, anlaşmanın sağlanacağını ve bundan sonra sürüye asla bir saldırı olmayacağının teminatını verir.

Hikâye uzun, sarı öküzü verip geride kalanlar barış içinde hayatlarını sürdürmeye karar vermişler. Ama barış hiçbir zaman gelmemiş. Ertesi gün kurtlar, benekli öküzü istemeye gelmişler. Sonra kısa kuyruklu öküz… Derken kurtlar, sürüyü darmadağın etmişler. Geride kalanlar, hayatta kalmak için bir araya gelip nerede hata yaptıklarını bulmaya çalışmışlar. Sarı öküzü verdikleri gün, yenildiklerini acı tecrübeyle anlamışlar. Ah, vahlar içerisinde; ‘o sarı öküzü vermeyecektik’ demeye, başlamışlar.

Gazze’de üç yıldan fazladır, sistematik bir soykırım gerçekleştiriliyor. Soykırımın gerçekleştirildiği ilk gün, ölü taklidi yapan sözde Müslüman ülke yöneticileri, hala gözlerini bu soykırıma kapatmış ve ölü taklidi yapmaya devam ediyorlar. Şimdi buradaki çocukların bombayla, kurşun ile ölmesi bir şanstır. Artık çocukların, tonluk bombaların altında çadırlarda yanarak öldüklerini, açlık ve susuzluktan öldüklerini görüyoruz.

Siyonist katiller; daha 1969 yılında Mescid-i Aksa’yı ateşe verdikleri gün, Müslümanlar onurluca ayağa kalksaydı, Yahudi barbarların anladıkları dilden onlara cevap verilseydi, bugün Gazze soykırımını konuşmuyor olacaktık. Fakat siyonistlerin işgal ettikleri her bölge ellerinde kaldı. Yaptıkları her katliam yanlarında kâr kaldı. Sürgüne gönderdikleri her ailenin, köy ve mahallelerine bir daha geri dönmelerine izin verilmedi. Şimdi de geride kalanların tamamını yok etmek için soykırım uygulamaktadırlar.

Gazze düşünce, bütün Filistin yerle bir edilince, Filistin’deki bütün Müslümanlar kıyımdan geçirilince, siyonizmin duracağını zannetmişlerdi, bazı gafil ve hain idareciler. Ancak Lübnan, Yemen, İran ve Suriye’nin sırada olduğunu, buralarda da katliam ve işgaller gerçekleştiren barbar siyonistleri görünce ancak anlayabildiler. Bu İslam beldelerine ve buradaki Müslümanlara yapılan katliam ve işgaller esnasında katil siyonistlere destek olmak gibi bir duruma düşen kimi İslam ülke idarecilerinin durumu ise ihanetin de ötesini ifade etmektedir.

Suriye’deki bir askeri üsse, siyonist katillerin gerçekleştirdikleri saldırının pervasızlığı, işin vardığı korkunç boyutu ortaya koymaktadır. Hele bu saldırının gerekçesi ise ülkemize yönelik çok alçakça bir hakaret olarak görülüyor. Gerekçeleri ise; “Türkiye buraya asker yerleştirecek, bu da güvenliğimize tehdit oluşturacaktı. Biz onları uyardık, anlamadılar. Anlayacakları şekilde uyardık” diye hakaret etmektedirler.

Evet, ‘o sarı öküzü vermeyecektik’. 1969 yılında Mescid-i Aksa ateşe verildiğinde, ümmet olarak ayağa kalkmalıydık. Batının ve onun efendisi siyonizmin kuyruğuna takılıp teslim olmamalıydık. Batının ve siyonizmin kafasına basarak mümince bir irade ortaya koymalıydık. O zaman belki gücümüz yetmiyordu. Ama bugün buna gücümüz yetmez diyen varsa batının ve siyonizmin zillet içerisindeki bir kuyruğundan başka bir şey değildir.