Suç ve suçluyla mücadele önemli bir çalışmadır. Hatta bunun olmadığı yerde doğal olarak kaos, kargaşa, şiddet ve zulüm vardır.

Özellikle suçluyla mücadele, tabii ki adaletin gereğidir. Adil bir dünyanın tesis edilebilmesi için iki temel ayaktan biridir. Birincisi, suça götüren yolları kapatmak için ıslah çalışmaları; ikincisi ise suçu işleyene karşı mahkemenin adalet tokmağıyla hak edilen cezayı vermesidir.

Tabii bu önemli görevlerin, özellikle suçluyla mücadele ederken dikkat edilmesi gereken önemli hususiyetleri vardır. Suçun şahsiliği ile hüküm konmadığı müddetçe masumiyet karinesinin, yani suçsuzluğun esas alınması gibi durumların özellikle dikkate alınması gerekir. Aksi takdirde, “Çamuru at, tutmazsa izi kalır.” kabilinden, iftirayla dahi olsa gözlem altına alınan herkesi peşinen suçlu ilan etmiş oluruz ki bu, hakka girmektir, iftiradır, bühtandır.

Doksanlı yıllarda, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da, değerlerin ikamesi uğruna Marksist-Leninist ve kimi dışarıdan fonlu yapılara boyun eğmeyen Müslümanlara yönelik atılan iftiraların izleri hâlen tam olarak maalesef silinmiş değil.

Bırakın sıradan vatandaşın iğfal edilen zihnindekilerini silmeyi, devletin kendi hafızası bile hâlen o kirli, yalan-yanlış propagandanın etkisiyle işgal altında. Bu ülkede camide ders veren gençlerden, cemaatin ayakkabısını düzelten çocuklardan “terör örgütü” sorumluları, üyeleri türetildi.

İnsanlar günlerce, gittikleri camide verdikleri Kur’an dersinden dolayı sorguya çekildi, işkenceye maruz bırakıldı.

Bu vahşet ve dehşetin bütün sorumluları ayan beyan ortaya çıktığı hâlde ve bunların, işledikleri cürümler sebebiyle kiminin mahkûm, kiminin mahpus, kiminin “terörist” olduğu ortaya çıktığı hâlde, onların düşman belledikleri Müslümanlar konusunda maalesef, özellikle “kirli hafıza” ile ilgili hâlen sadra şifa bir gelişmenin olduğu söylenemez.

Neredeyse Öcalan’la ilgili bile temizlik ve paklama çalışmaları yürütülürken, yüz bine yakın insanın ölümüyle ilgili sorumlu tayin edilen örgütüyle ilgili ovada siyaset imkânı için çalışmalar hızla devam ederken, yıllarca iftiralar karşısında mağdur olan insanlarımızla ilgili köklü değişikliklerde ise maalesef hep geride kalıyoruz.

Suç ve suçluyla mücadele ederken bugünlerde kimi yapılara yönelik yapılan operasyonlara da değinmek gerekirse, operasyon veya operasyonların temelinde bir suç varsa ve bunu işlediği iddia edilen kişi her kim ve kimlerse, tabii ki onlarla ilgili işlem yapılır. Ancak bunun ilerisine giderek daha başka algılara sebebiyet verecek görüntüler ve yersiz kararlar almak, adalet duygusuna zarar verecektir.

Bir konuşmadan, eleştiriden veya herhangi bir konuyla ilgili yorum yapmaktan dolayı kişiyi, ailesini, arkadaşlarını alıp götürmenin tabii ki farklı yansımaları olacak ve insanların yapılan muameleye karşı şüphe ve endişeleri gittikçe artacaktır.

Hele konunun “Cemaatlere operasyon yapılıyor, çünkü suç işliyorlar.” şekline evrilmesi ise bu ülkenin hayrına değildir. Yapılan hiçbir operasyon buna hizmet etmemelidir.

Cemaatler, camialar, vakıflar, dernekler, hulasa sivil toplum kuruluşları, toplumun temel direkleri olup toplumsal onarmayı gerçekleştiren hayır kurumlarıdır.

Konuyla ilgili HÜDA PAR İnsan Hakları ve Hukuk Başkanlığının yaptığı açıklama gerçekten çok yerindeydi.

Hukukun temel ilkeleriyle ilgili HÜDA PAR, “Suç şüphesi bulunan her fiil hukuk içerisinde araştırılmalı, süreç boyunca masumiyet karinesi, suçların şahsiliği ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere hukukun temel ilkeleri büyük bir hassasiyetle korunmalıdır.” diyor.

HÜDA PAR, zan altında bırakılmaya çalışılan cemaatlerle ilgili de şunları söylüyor: “Bu soruşturmalar yürütülürken gözetilmesi gereken bir başka önemli husus da şudur: Basın-yayın organları ve çevrelerince, henüz yargısal süreç tamamlanmadan münferit iddialar cemaatlerin, vakıfların ve İslami sivil toplum kuruluşlarının geneline teşmil edilerek bu yapılar zan altında bırakılmamalıdır.”

Ve son olarak, yukarıda da ifade ettiğim gibi, HÜDA PAR açıklamasında cemaat ve vakıfların önemine dikkat çekilerek altı çizilecek şu ifadelere yer veriliyor: “Cemaatler, vakıflar ve sivil toplum kuruluşları; eğitimden hayır faaliyetlerine, toplumsal dayanışmadan manevi değerlerin yaşatılmasına kadar önemli hizmetler yürütmektedir. Bu yapıların hukuka uygun, şeffaf ve hesap verebilir olması ne kadar önemliyse, münferit fiiller üzerinden topyekûn kriminalize edilmelerine karşı çıkmak da o kadar önemlidir.”

Sonuç olarak demem o ki: Suç ve suçluyla mücadele ne kadar önemliyse, suçsuz olanın hakkını, hukukunu ve itibarını korumak da o kadar önemli ve değerlidir. Buna dikkat etmek hayati derecededir.

Unutmayalım, Yüce Allah adil olmayı emrediyor.