İnsan, evrendeki en ayrıcalıklı ve aynı zamanda en ağır sorumluluğu taşıyan varlıklardan biridir. Yaratıcı, bizi yalnızca var etmekle kalmamış; akıl, irade, konuşma ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilme gibi büyük meziyetlerle donatmıştır. Bize belirli ölçüde irade ve tercih imkânı vermiş, yeryüzünde kendisine halife kılmıştır. Ancak bu halifelik, sınırsız bir özgürlük veya keyfilik alanı değildir. Aksine, büyük bir imtihanın başlangıç noktasıdır.

Bu imtihanın en temel kılavuzu ise hiç şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’dir. İlâhî hidayete ulaşmak isteyen bir insanın, her şeyden önce Kur’ân’ın mahiyetini doğru anlaması gerekir. Kişi, onun vahyedilmiş bir kitap olduğuna henüz inanmıyor olsa bile, en azından Kur’ân’ın ve onu insanlığa tebliğ eden Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Bu kitap, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir rehberdir.” şeklindeki temel mesajını ciddiyetle göz önünde bulundurmalıdır. Çünkü bir mesajı doğru anlamanın ilk şartı, ona önyargısız yaklaşmak ve ortaya koyduğu iddiayı hakkıyla değerlendirmektir.

İnsanın Yeryüzündeki Konumu

Kur’ân, insanın bu dünyadaki konumunu açık ve anlaşılır bir şekilde ortaya koyar. Bizler bu dünyaya başıboş, sahipsiz veya tamamen bağımsız varlıklar olarak gönderilmedik. Âlemlerin Rabbi, insanı yeryüzünde halife kıldığında, onun sorumluluğunu da açıkça ortaya koymuştur. İnsan, Allah’ın mülkünde yaşayan ve O’nun verdiği imkânlarla hayatını sürdüren bir varlıktır. Dolayısıyla kulluk ve itaatin nihai mercii de Allah’tır.

İşte modern insanın en çok gözden kaçırdığı hakikatlerden biri tam olarak budur. Kendimizi hayatın yegâne sahibi ve hâkimi sandığımız anda yanılgıya düşeriz. Bizler Allah’ın mülkünden bağımsız değiliz. O’nun bize verdiği akıl, irade, güç ve imkânlar da aslında birer emanettir. Yeryüzündeki varlığımız; belirli yetkilerle donatılmış, belirli bir zamanla sınırlandırılmış geçici bir imtihandan ibarettir.

Özgürlük, Sorumluluktan Ayrı Düşünülemez

İnsana verilen özgürlük, başıboşluk anlamına gelmez. Aksine, özgürlük beraberinde sorumluluğu da getirir. İnsan tercih edebildiği için sorumludur; doğru ile yanlışı ayırt edebildiği için hesaba çekilecektir. Kendisine verilen iradeyi hangi yönde kullandığı, hayatını neye göre şekillendirdiği ve sahip olduğu nimetleri nasıl değerlendirdiği, bu imtihanın temel sorularındandır.

Bu nedenle gerçek özgürlük, insanın her istediğini yapabilmesi değil; nefsinin, arzularının ve yanlış yönlendirmelerin esiri olmadan doğru olanı tercih edebilmesidir. Allah’ın gösterdiği hidayet yolunu seçmek, insanın özgürlüğünü ortadan kaldırmaz; aksine onu anlamlı ve sorumlu bir tercihe dönüştürür.

Büyük İmtihanın Sonu

Sonunda hepimizin döneceği yer aynıdır. Dünya hayatı geçici, insanın sahip olduğu imkânlar ise emanettir. Asıl mesele, bize verilen seçme ve eyleme özgürlüğünü, Yaratıcı’nın gösterdiği hidayet doğrultusunda kullanabilmektir.

İnsan, kendisine verilen özgürlüğü sorumluluk bilinciyle kullandığında yeryüzündeki varlık amacına yaklaşır. Çünkü halifelik, bir üstünlük unvanından çok ağır bir emanettir. Bu emaneti hakkıyla taşımak ise ancak Allah’ın gösterdiği yolda yürümek, özgürlüğü sorumlulukla dengelemek ve hayatın bir imtihan olduğunu unutmamakla mümkündür.

NAZMİ ORTAÇ