“Evlatlarını Yeme Geleneğinin Başlangıcı” başlıklı yazımda, geçen hafta PKK kurucularından Haki Karer’in şüpheli bir biçimde öldürülmesine değinmiştim.
Haki Karer, PKK içerisindeki "Evlat Yeme" geleneğinin başlangıcı olması bakımından oldukça kritik bir isimdir. Antep’te örgütlenme çalışmaları yürüttüğü dönemde Abdullah Öcalan’ı eleştiren Karer; Öcalan’ın Ankara’dan Kürdistan’a gelmesi ve çevresindeki bazı ajanların derhal uzaklaştırılması gerektiğini savunmuştur. Bu eleştirilerin ardından bir suikast sonucu öldürülmesi, cinayetin faili olarak "Sterka Sor-Kızıl Yıldız" (Beş Parçacılar) adlı yapıyı işaret etse de işin perde arkasında "Derin PKK"nın olduğu iddiası her daim güncelliğini korumuştur.
PKK’nın kurucu kadroları içerisinde Karadeniz kökenli bir damar mevcuttu. "Laz Kemal" olarak bilinen Kemal Pir başta olmak üzere, Haki Karer ve kardeşi Baki Karer, bu ekibin öne çıkan ilk isimleriydi.
Aslen Ordu’nun Ulubey ilçesinden olan Baki Karer, 1973-1974 yıllarında hareketin çekirdek kadrosunda yer almış, Abdullah Öcalan ile birlikte Ankara ve Diyarbakır’daki toplantılara katılmış ve Merkez Komite üyeliğine kadar yükselmiştir. Abisi Haki Karer’in 1977 yılında Antep’te katledilmesinin ardından da örgütlenme faaliyetlerini 1983 yılına kadar sürdürmüştür.
Bilindiği üzere PKK, eylemlerine ağırlıklı olarak 1984 yılında başlamıştır. Ancak bu tarihe kadar geçen hazırlık sürecinde örgüt, enerjisini esas olarak diğer sol Kürt gruplarına yöneltmiş; rakiplerini ve muhalif liderleri tasfiye ederek sahayı tamamen kendi kontrolü altına almayı hedeflemiştir.
Zamanla örgütü daha yakından tanıma fırsatı bulan Baki Karer, PKK’nın diğer gruplara yönelik şiddetinin MİT kontrolünde; Türkiye’de "Ergenekon", dünyada ise "Gladyo" olarak adlandırılan derin yapılanmanın stratejileri doğrultusunda yürütüldüğünü fark ederek örgütten ayrılmıştır. Karer’in ortadan kaybolduğu dönemde, PKK tarafından infaz edildiği iddiaları yayılmıştır.
Ancak bir süre sonra İsveç’te yaşadığı tespit edilen Karer, çeşitli yayın organlarına verdiği röportajlarda PKK’ya yönelik sert eleştirilerini dile getirerek hayatta olduğunu kanıtlamıştır. Buna rağmen, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na sunulan listede ismi örgüt tarafından "İnfaz edilenler" arasında yer almaktadır.
Baki Karer, basına yaptığı açıklamalarda örgütün, "İki Küçük ve bir general yeğeni" tarafından yönlendirildiğini iddia etmiştir. Bahsettiği isimler Veli Küçük, Yalçın Küçük ve general yeğeni olarak tanımladığı Doğu Perinçek’tir. İddiaya göre bu isimler, devlet politikaları çerçevesinde PKK’ya fikir babalığı yapmış ve Abdullah Öcalan’a yol göstermiştir.
Kendi tanıklıklarına dayanarak, PKK’nın ve Abdullah Öcalan’ın başından itibaren MİT’in kontrolünde olduğunu vurgulayan Karer, Öcalan’ın henüz Ankara’dayken devlet tarafından desteklendiğini ve kendisine çeşitli imkânlar sunulduğunu açıkça belirtmektedir. Nitekim diğer örgüt mensuplarının yakalandığı operasyonlardan Öcalan’ın her seferinde son anda kurtulması, eşi Kesire Öcalan ve MİT mensubu olduğu ileri sürülen "Pilot Necati"nin sağladığı destekle açıklanmaktadır.
Uğur Mumcu’nun araştırmalarına ve dönemin iddialarına göre; Öcalan’ın öğrencilik yıllarında hukuki olarak korunması, her ne kadar kendisi ret etse de bu korumanın Cumhuriyet Savcısı Baki Tuğ tarafından sağlanması, onun sol örgütlere karşı bir "denge unsuru" olarak kullanılmak istendiğinin ve derin devlet tarafından desteklendiğinin bir göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Derin devletin bu stratejisi doğrultusunda PKK; hem sol örgütleri hedef alarak binlerce Kürt gencinin hayatına mal olmuş hem de zamanla kendi kadrolarını tasfiye eden bir "Evlat yiyici" yapıya dönüşmüştür. Öcalan’ı eleştiren isimlerin büyük bir kısmı infaz edilmiş; Baki Karer gibi bazı isimler ise Avrupa’ya sığınarak hayatta kalabilmiştir.
Günümüzde Kürt diasporası, özellikle İsveç’te yaşayan Kürt nüfusunun önemli bir bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden ziyade, PKK’nın şiddet sarmalından kaçan kişilerden oluşmaktadır.
Görülmektedir ki "Evlat yeme" geleneği, sadece cinayetlerle değil, öldürülmekten kurtulanların toplandığı Avrupa kentlerinde farklı boyutlarıyla devam etmektedir.