Hicretin 1448. yılındayız ve Rebiülevvel ayına girdik. Ümmet-i Muhammed’in her köşesinde, farklı ırklardan ve ülkelerden milyonlar, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğumunu anarken O’nun misyonunu, vizyonunu ve viladetini kitlesel programlarla yeniden hatırlıyor. Bizim ülkemizde de eskiden Nisan’ın 20-27’si arası “Kutlu Doğum Haftası” olarak bilinirdi. Diyanet ve sivil toplum kuruluşları bu takvimi hicrî takvime göre güncelledi. Güncelleme doğru bir adım olsa da, organizasyonlarda ciddi bir düşüş yaşandı. Okulların etkinlik takvimlerinde hâlâ yer alan Mevlid-i Nebi Haftası, neredeyse formaliteye dönüştü.
Madem hicrî takvime göre Mevlid-i Nebî Haftası düzenleniyor, öyleyse Rebiülevvel’in tamamını bir şenliğe çevirelim. Her mahalle en güzel parkında, bahçesinde, gençlerimiz ilahiler eşliğinde halaylar çeksin. Türkçe ve Arapça konuşmalar yapılsın. Halkın yoğunlukta olduğu mekanlarda Allah resulü anılsın.
Yapılan programlarda seçilen tema çok önemlidir.
Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm’ın hayatı, sadece merhamet ve sevgi yönüyle değil, bütün yönleriyle anlatılsın. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in hiçbir âyetinde “Resûlullah güldür” diye bir emir yoktur. Günümüzde ise O’nun hep sevgi ve merhamet yönü öne çıkarılıyor; kendi milletinin kâfirleriyle mücadelesi, toplumunu İslâmî bir topluma dönüştürme gayreti, Mekke’nin fethinden sonra Bizans başta olmak üzere süper güçlerle verdiği mücadele adeta göz ardı ediliyor. Peygamber Efendimiz bir elinde kılıç, bir elinde hüküm olan, devlet kurmuş bir peygamberdir. İşte bu vesileyle, bu yılki mevlit etkinliklerinin temasını net olarak öneriyoruz: Allah için sevmek (hubb-i fillâh) ve Allah için buğz etmek (buğz-i fillâh).
İnsan fıtratı sevgi ve nefret üzerine yaratılmıştır. Sevgi kâinatın mayası, nefret ise kötülüğe karşı bir savunma mekanizmasıdır. Fakat ölçüsüz olursa helâk eder. Sevgi nefsânî ve dünyevî olursa putlaşır; nefret şahsî ve garazkârâne olursa zulme dönüşür. İslâm bu iki duyguya Allah rızasını ölçü koymuştur.
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor:
أَفْضَلُ الْأَعْمَالِ الْحُبُّ فِي اللَّهِ وَالْبُغْضُ فِي اللَّهِ
“Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.” (Ebû Dâvud, Sünnet)
Başka bir hadis-i şerifte:
مَنْ أَحَبَّ لِلَّهِ وَأَبْغَضَ لِلَّهِ وَأَعْطَى لِلَّهِ وَمَنَعَ لِلَّهِ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ الْإِيمَانَ
“Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir ve Allah için men ederse, imanı kemale ermiştir.” (Ebû Dâvud, Sünnet)
Ve en meşhur olanı:
إِنَّ أَوْثَقَ عُرَى الْإِيمَانِ أَنْ تُحِبَّ فِي اللَّهِ وَتُبْغِضَ فِي اللَّهِ
“İmanın en sağlam kulpu, Allah için sevmek ve Allah için buğz etmektir.”
Kur’ân-ı Kerîm bu ölçüyü net koyar. kuyucularımızdan aşağıdaki ayet-i kerimelerin tefsirlerini araştırmalarını alimlerden bu ayetleri sormalarını öneriyoruz. Mücâdele Sûresi 22. âyet, Tevbe Sûresi, 24. âyet, Bakara Sûresi, 165. âyet, Âl-i İmrân, 31. âyet, Hucurât, 10. âyet ve özellikle Fetih Sûresi, 29. âyeti çok iyi anlaşılmalıdır. Bütün vaizlerimiz alimlerimiz bu ayeti kerime üzerinden insanlarımızı bilgilendirmelidir.
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ۚ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ
“Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olanlar, kâfirlere karşı çok şidetli, kendi aralarında merhametlidirler.”
İşte bu yüzden bu yılki mevlit etkinliklerinin teması “Sevgi ve Nefrette Ölçü: Allah İçin Sevmek ve Allah İçin Buğz Etmek” olsun. Gençlerimiz parklarda, bahçelerde bu hakikati ilahilerle, konuşmalarla, şenliklerle yaşasın. Peygamber Efendimiz’i en net şekilde Allah için seven ve Allah için buğz eden bir peygamber olarak anlatalım. Nefs ve şeytanın karıştığı sevgi-nefret nifak getirir; Allah için olan ise uhuvvet ve tevhid getirir.
Allah Teâlâ bizleri hubb-i fillâh ve buğz-i fillâh ehli eylesin.
Selam ve dua ile...