Yetim deyince aklımıza anne veya babasını kaybetmiş bir çocuk geliyor. Doğrudur. Ama hiç düşündük mü; anne ve babası hayatta olduğu hâlde kendisini yetim hisseden çocuklar var mı? Var…

Hatta belki de sandığımızdan çok daha fazla.

Anne baba aynı evde… Aynı sofraya oturuyorlar, aynı odalarda bulunuyorlar, aynı çatı altında yaşıyorlar. Fakat çocuk kendisini yine de yalnız hissediyor. Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı anne babasının sadece evde olması değil, onun hayatında olmasıdır.

Çocuk bir şey anlatıyor, anne telefona bakıyor.

Bir soru soruyor, baba “Şimdi işim var” diyor.

Okulda yaşadığı bir olayı paylaşmak istiyor, karşılığında “Sonra anlatırsın” cevabını alıyor.

Ve çocuk, zamanla anlatmamayı öğreniyor.

Çocuğun karnını doyurmak yetiyor mu?

Biz anne baba olarak çocuğumuzun ihtiyaçlarını karşılamak için uğraşıyoruz. Karnı doysun, güzel giyinsin, iyi bir eğitim alsın, geleceği güzel olsun istiyoruz.

Bunların hepsi önemli.

Ama çocuğun sadece midesi yok ki…

Bir de kalbi var.

Bir de duyguları var.

Bir de anlaşılma ihtiyacı var.

Çocuk bazen yeni bir oyuncak değil, anne babasının beş dakikasını ister. Bazen pahalı bir hediye değil, “Anlat bakalım, bugün ne oldu?” cümlesini bekler.

Biz bunları vermediğimiz zaman çocuk başka kapılara yöneliyor.

Evdeki görünmez yabancı

Bugün birçok evde anne, baba ve çocuğun arasına görünmez bir duvar girmiş durumda: ekran.

Telefon, tablet, bilgisayar, televizyon…

Teknolojiyi tamamen kötülemek doğru değil. Mesele teknoloji değil, onun bizi yönetmeye başlaması.

Çocuğu susturmak için telefon vermek kolaydır. Ama çocuğu dinlemek annelik babalık ister.

Çocuk bir süre sonra derdini anne babasına değil, internete anlatmaya başlarsa ne olacak?

Bir soru kafasına takıldığında ailesine değil, ekrana sorarsa?

Bir problemi olduğunda anne babasından önce arkadaşına(ve bu arkadaşlar da kötü ortam arkadaşıysa), sosyal medyaya veya başka insanlara yönelirse?

İşte o zaman aynı evde yaşamamıza rağmen çocuk kendini yetim hisseder.

Çocuk bir günde uzaklaşmaz

Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp “Artık aileme hiçbir şey anlatmayacağım” demez.

Bu uzaklaşma yavaş yavaş olur.

Her ertelenen sohbet, her küçümsenen duygu, her “Şimdi sırası mı?” sözü çocuğun kalbine biraz daha mesafe koyar.

Sonra bir gün anne baba, “Bizim çocuk bize hiçbir şey anlatmıyor” diye şikâyet eder.

Oysa çocuk anlatmayı çoktan bırakmıştır.

Kur’an’da Lokman (a.s)’ın oğluyla yaptığı konuşmalara baktığımızda çok güzel bir aile iletişimi örneği görüyoruz. Lokman (a.s) oğluna sadece emir vermiyor; onunla konuşuyor, öğüt veriyor, doğruyu anlatıyor.

Çünkü çocuk sadece büyütülecek bir beden değildir. Onunla bireysel bir şekilde vakit geçirilmeli, gerektiği zaman onunla bir arkadaş gibi davranılması gerekiyor.

Çünkü bazen bir çocuğu yetim bırakan anne babasının yokluğu değildir.

Anne baba evdedir. Ama çocuk, onların varlığı içinde kendisine bir yer bulamıyorsa…

İşte o zaman yetim olmaya başlamış demektir.