Önce Türkiye’mizden başlayalım…

Çünkü ne kadar uzaklarda yaşıyor olsak ve ne kadar gözlerimizden ırak olsa da gönlümüzdedir. Bunun içindir ki, Türkiye’de olan her güzel şey bizi sevindirirken, her kötü şey de bizi üzer. Ve ne yazık ki, son yıllarda daha çok üzen olaylara şahit olmaktayız. Yoksulluğa, yolsuzluklara ve yasaklara karşı mücadele vaatleriyle iktidara gelen AK Parti’nin ilk yıllarda takdire şayan çok icraatları oldu. Ancak gücünün zirvesinde iken de ismiyle müsemma bir şekilde hakkı ve adaleti gözetmesi gerekir ve beklenirken, tam aksine yolsuzluklarla, 28 Şubat görüntüleriyle, ehliyet ve liyakate riayet etmemekle ve ahlaki çöküntüye yol açan yasaları çıkaran parti olarak anılmasına şahit oluyoruz.

İnsanın dili söylemeye varmıyor, ama özellikle Müslümanlara yönelik giderek artan baskılar, 28 Şubat zihniyetinin hala ne kadar güçlü olduğunun da bir göstergesidir. Sanki dünden bugüne değişen şey, “irtica” isminin yerini yerini “IŞİD”, “DAEŞ” vs. yapıların almış olmasıdır. Örneğin, kolluk kuvvetlerinin 6 Ekim 2026’da Kur’an’a Hizmet Vakfı Gönüllülerine karşı gerçekleştirdikleri operasyonda tutukladıkları onlarca kişiye reva gördükleri hakaretler, itham, iftira ve sözlü tacizlerin yanı sıra ibadetlerini yapmalarına çıkardıkları engeller de söylediklerimizin ispatıdır. Örneğin, hayatı boyunca tebliğinde ve ilişkilerinde Peygamberi metottan şaşmayan ve şiddet içerikli söz ve eylemlerde bulunmayan âlim ve kanaat önderlerimizden Sadi Yüksel’in kaldığı bina kırılarak içeri girilmiş ve 70’inde olmasına rağmen ellerine kelepçe vurulmuştur.

Gerçi Başkan Erdoğan, fon vurgunu başta olmak üzere, kim olduklarına bakmaksızın suçlulara gereken cezayı vereceklerinin altını çizdi, ama görünen o ki, millet bu sözlerin hakkıyla ve layıkıyla yerine getirilmesi oranında güvenini tazeleyebilecektir.

Ve kapımıza dayanan savaş…

Ukrayna’dan Hürmüz ve Bab al- Mandab’a ve İstanbul Boğazı’ndan Sangesur ve Çin Seddi’ne kadar bütün enerji kaynaklarına, enerji yollarına ve bu kaynakların güvenliği için gerekli olan bütün stratejik noktalara kadar hepsini ele geçirmektir nihai hedefleri… Nasıl ele geçireceklerini de Ukrayna’da çıkardıkları savaşla, Gazze’de hala yapmakta oldukları soykırımla, Lübnan’ı işgalle, İran’a karşı açtıkları cephe ile ve tarafsız kalmak isteyenleri ekonomik ambargolardan şantajlara kadar envaiçeşit yöntemlerle kendilerine boyun eğdirme çabalarıyla gösteriyorlar…

Batılıların uzun bir süredir oluşturup hayata geçirmek istedikleri planlarından biri de Müslümanları Sünni ve Şii olarak birbirine karşı kırdırmaktır. Bir ellerinde sopa ve bir ellerinde havuç Kürtleri, Arapları, Pakistanlıları ve Türkleri savaşa sokmaya çalışıyorlar. Gazze soykırımı dâhil, sonrasında açtıkları cephelerin hiçbirinde istedikleri sonucu alamadıkları için, bundan sonraki saldırılarında kesin zafer elde etmek için atom bombasını kullanabilirler. Şimdi Mekke İttifakını ikna etmeye çalışıyorlar. Şimdilerde çıkarmak istedikleri bu kardeş savaşının mezhepçi, ırkçı ve devletçi altyapısını oluşturuyorlar.

Sonuç: Şu bir gerçek ki, İslam Ülkelerinin çoğu müstemlekedir. Dolayısıyla yöneticilerimiz de bize tahakküm edenlerin yörüngesindedir. Bu durumda biz halklara düşen görev, bize tahakküm edenlerin dayatmalarına direnmektir. Aksi halde Çin Seddi’ne kadar sömürgeyizdir…