Günümüz insanı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiye, görüntüye ve iletişim imkânına sahiptir. Birkaç saniye içerisinde dünyanın öbür ucundaki bir gelişmeden haberdar olabiliyor, farklı kültürlerle tanışabiliyor ve sahip olduğu bilgiyi milyonlarca insana ulaştırabiliyor.

Bu imkân bir Müslüman için büyük bir nimettir. Ancak bu nimet yerli yerinde kullanılmazsa azaba dönüşür. Bu hususu dört başlıkta açabiliriz.

1-Teknoloji bir imkândır, amaç değildir;

İslam, insanı dünyadan koparan değil; dünyayı imar etmeye, iyiliği yaymaya ve hakikati aramaya yönlendiren bir hayat nizamıdır. Dolayısıyla interneti, sosyal medyayı ve dijital teknolojileri bütünüyle reddetmek yerine, bunları hangi amaçla ve nasıl kullandığımız üzerinde durmalıyız.

Bugün bir Müslüman, gerçek hayatta yaptığı her türlü tebliğ, davet ve çalışmayı pekâlâ sosyal medya aracılığıyla da yapabilir.

Ancak burada temel bir ölçü vardır. Araçlar amaca hizmet etmeli, amaçların yerini almamalıdır. Sosyal medya hakikati anlatmak için kullanılabileceği gibi insanı hakikatten uzaklaştıran bir meşguliyete de dönüşebilir. Belirleyici olan, teknolojiye yüklediğimiz anlam ve ona karşı geliştirdiğimiz bilinçtir.

2-Ekran başında kaybolan zaman, hayattan eksilen zamandır;

Sanal âlemin en önemli sorunlarından biri, insanın zaman üzerindeki hâkimiyetini kaybetmesidir. Birkaç dakikalığına açılan telefon, bazen saatlerce elimizden düşmez. Bir video diğerini, bir paylaşım başka bir paylaşımı takip eder. İnsan ne öğrendiğini ve ne kazandığını fark etmeden zamanını tüketebilir.

Elbette dinlenmek, gündelik gelişmeleri takip etmek yanlış değildir. Fakat bunlar namazı geciktiriyor, aile ilişkilerini zayıflatıyor, okumaya ve düşünmeye ayrılan zamanı azaltıyor ya da insanın sorumluluklarını ihmal etmesine yol açıyorsa artık bir ölçü sorunu vardır.

Müslüman, günün sonunda kendisine şu soruları sorabilmelidir: Bugün ne öğrendim? Kime faydam dokundu? Rabbime karşı sorumluluklarımı yerine getirebildim mi? Yoksa vaktimin önemli bir bölümünü bana kalıcı bir fayda sağlamayan içeriklerle mi geçirdim?

3-Vahiy ve akıl rehberliğinde dijital hayat;

Müslümanın sanal âlemdeki duruşunu belirleyecek temel ölçü, vahyin gösterdiği istikamet ile aklın ve sağduyunun rehberliğidir. Vahiy, neyin doğru ve değerli olduğuna ilişkin ahlaki ölçüler sunarken akıl, karşılaşılan bilgileri değerlendirmeye, delilleri incelemeye ve sonuçları sorgulamaya yardımcı olur.

Bu nedenle sosyal medya kullanırken yalnızca “Bu içerik ilgi çekici mi?” diye sormak yeterli değildir. “Doğru mu, faydalı mı, ahlaki mi, bir başkasının hakkını ihlal ediyor mu?” soruları da sorulmalıdır.

4-Sanal âlemde var olalım, ama ona mahkûm olmayalım;

Müslümanların sosyal medyadan ne kadar yararlanması gerektiğine ilişkin bir süre belirlemek mümkün değildir. Asıl ölçü, kullanımın insanın ibadetlerini, ailesini, işini, eğitimini, sağlığını ve toplumsal sorumluluklarını nasıl etkilediğidir.

Bu noktada her Müslüman, kendisine bilinçli sınırlar koymalı; gereksiz bildirimleri azaltmalı, amaçsız ekran kullanımını kontrol etmeli, ibadet ve aile zamanlarını korumalı, faydalı içeriklere öncelik vermelidir. Teknolojiyi iyiliği yaymak, bilgiyi paylaşmak ve insanlara davetini ulaştırmak için kullanmalıdır.

Unutmayalım ki sanal âlem, insanın tercihlerinin ve davranışlarının sonucunda doğan bir alandır. Orada geçirdiğimiz zaman, söylediğimiz söz ve paylaştığımız bilgi, hayatımızın bütününden bağımsız değildir.

Müslüman fert, sanal âlemde de Müslümanca bir duruşa sahip olmalıdır. Ekranlar dünyaya açılan pencerelerimiz olmalıdır; fakat bu pencerelerden bakarken gerçek hayatı, insanları, sorumluluklarımızı ve Rabbimizi unutmamalıyız.