Televizyon ekranları artık yalnızca eğlendiren araçlar değildir. Ekranlar, toplumun zihnine, diline, aile hayatına ve özellikle çocukların dünyasına nüfuz eden güçlü birer kültür taşıyıcısıdır. Bu sebeple bugün bazı televizyon dizilerinde normalleştirilen gayriahlaki ilişkiler, hayâsız diyaloglar, aile mahremiyetini hiçe sayan sahneler ve günahı sıradanlaştıran hayat tarzları karşısında Müslüman bir toplum olarak sessiz kalamayız.
Dinimizin ahlak anlayışı son derece açıktır. Yüce Allah, Nahl sûresi 90. ayette adalet ve ihsanı emrederken “hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı” yasakladığını bildirir. Bu ayet yalnızca bireysel hayatımıza değil, toplumsal hayatımıza da yön veren temel bir ahlak ölçüsüdür. O hâlde milyonlarca insanın evine giren yayınların, özellikle gençlerin zihninde kötülüğü ve hayâsızlığı normalleştirmesine karşı tedbir alınmasını istemek, ahlaki ve toplumsal bir sorumluluk talebidir.
Dinimizin bir başka temel uyarısı da zinaya yaklaşılmamasıdır: “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ: 32). Buradaki “yaklaşmayın” ifadesi son derece dikkat çekicidir. İslam yalnızca fiilin kendisini değil, insanı o fiile götüren yolları da önemser. Dolayısıyla haram ilişkileri romantik bir aşk hikâyesi gibi sunmak, sadakatsizliği tutku ve özgürlük kisvesine büründürmek, mahremiyeti sıradanlaştırmak gibi yayın politikaları Müslümanların ahlaki hassasiyetleri açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Üstelik mesele yalnızca yetişkinlerin ne izlediği değildir. Asıl büyük tehlike, karakter dünyası henüz şekillenmekte olan çocuklar ve gençlerdir. Çocuk, gördüğünü ve tekrar tekrar karşılaştığı davranışları zamanla normal kabul eder. Öyleyse bu konuda ailelere de büyük işler düşüyor. Çünkü aile, çocuğun güzel ahlakı öğrendiği ilk mekteptir.
Çocuklarımızı ailede güzel ahlakla yetiştirmeye çalışırken televizyon ekranlarından bunun tam tersini veren kanallara asla kayıtsız kalmamalıyız. Her ebeveyn, ifsat edici dizileri ekrana veren ilgili televizyon kanalları televizyonundan silmeli ve bunun önlemini almalıdır.
Burada RTÜK’e büyük görev düşmektedir. RTÜK, toplumumuzun ortak değerlerini korumaya yönelik etkili, kararlı ve tutarlı bir duruş ortaya koymalıdır. “Reyting alıyor”, “seyirci izliyor” veya “bu sadece bir dizi” denilerek mesele geçiştirilemez. Çok izlenmek, ahlaki açıdan doğru olmanın ölçüsü değildir.
Toplumun ahlaki dokusunu açıkça zedeleyen içerikleri “sanat özgürlüğü” diyerek sınırsız biçimde savunmak kabul edilemez. Ölçümüz inancımız ve kültürümüzün ortaya koyduğu adalet, hayâ, iffet, merhamet ve insan onuru olmalıdır.
Bir de şu hakikati unutmamalıyız: İfsat yalnızca ekranlardan gelmez. Bu konuda ailelerin, eğitimcilerin, kanaat önderlerinin, STK ve cemiyetlerin tamamının da sorumluluğu vardır. Herkes kendi imkânı ölçüsünde bu konuya eğilmeli, ebeveynleri bilinçlendirmeli ve RTÜK’ün kararlı bir duruş ortaya koyması için gündem oluşturmalıdır.
Evet, mesele bir dizi tartışmasından çok daha büyüktür. Mesele, çocuklarımızın zihnini ve geleceğimizi hangi değerlerin şekillendireceğidir. Ekranlarımızda kötülük ne kadar çok tekrarlanırsa, toplumun kötülüğe karşı direnci o kadar zayıflar.
RTÜK artık bu konuda daha cesur, daha dikkatli ve daha kararlı davranmalıdır. Fakat bunun yanında aileler de kumandayı ellerine almalı, neyin evlerine girdiğine karar vermelidir.
Çünkü bir toplumun geleceği daha çok evinin salonunda şekillenir. Ekranlarımızı kim yönetirse, bir ölçüde hayal dünyamızı da o yönetir. İnancımızı, ailemizi ve ahlakımızı korumak istiyorsak, bu gerçeği daha fazla görmezden gelemeyiz.