Siyaset arenası genelde anlık reflekslerin, oy kaygılarının ve kısıtlı parti hesaplarının çarpıştığı bir alan olarak bilinir. Ancak bu genel geçer kuralı bozan, pusulasını siyasi konjonktüre değil, sarsılmaz ilkelere göre ayarlayan adımlar atıldığında siyasetin rengi de derinliği de değişir. HÜDA PAR’ın son dönemde TBMM zemininde takındığı tutum ve Meclis’e taşıdığı yasama faaliyetleri tam da bu çizgiyi görünür kılmaktadır.
Peki, HÜDA PAR’ı siyasal denklemde farklı bir yere oturtan bu duruşun kaynağı nedir? Cevap net: Referansını ve gücünü doğrudan İslami kimliğinden ve adalet ufkundan alması.
İslam siyaset ahlakı; şahsi acıları, kırgınlıkları ve parti menfaatlerini toplumsal barışın ve milletin ali çıkarlarının arkasına koymayı emreder. Önce ahlaklı ve adaletli olmayı emreder. Nitekim son dönemde gündeme gelen çerçeve yasa tartışmaları bu ahlaki duruşun en somut imtihanı olmuştur. Geçmişte PKK şiddetinin doğrudan hedefi haline gelmiş, ağır bedeller ödemiş ve mağduriyetler yaşamış bir tabanı olan HÜDA PAR, tüm bu tarihsel birikime rağmen dar bir öç alma anlayışla hareket etmemiştir. "Önce milletin geleceği, huzuru ve adalet" diyerek toplumsal barışın tesisi adına bu düzenlemelere sorumluluk bilinciyle yaklaşmış, imza koymuştur.
Şahsi veya partisel acıları bastırıp "sulhta ve adalette hayır vardır" kaidesince hareket etmek, sığ bir politik çıkar değil; ancak köklü bir İslami şuurun getirebileceği bir olgunluktur. HÜDA PAR, İslami kimliğinin bir gereği olarak, adalet duygusunu konjonktürel çıkarların ve kişisel husumetlerin üstünde tutabileceğini göstermiştir.
Bu ilkeli anlayış sadece iç siyasetteki barış adımlarında değil, toplumsal vicdanın kanayan yaralarına neşter vuran kanun tekliflerinde de kendini göstermektedir. Bunun en çarpıcı örneği, Gazze’de yaşanan insanlık dramına karşı HÜDA PAR’ın Meclis’e sunduğu "Soykırıma Karışan Çifte Vatandaşlar" kanun teklifidir.
Türkiye pasaportu taşıyıp Siyonist çetelerin saflarında Filistinli masumların katline iştirak eden çifte vatandaşların yargılanmasını, yargıdan kaçanların ise vatandaşlıktan çıkarılarak mal varlıklarına el konulmasını öngören bu teklif, toplumun tamamının vicdanında derin bir karşılık bulmuştur. Coğrafyamızın ve inancımızın kalbinde açılan bu yaraya karşı, siyasi laf kalabalığı yapmak yerine somut bir hukuki yaptırım mekanizmasını Meclis gündemine taşımak; sadece bir yasama faaliyeti değil, küresel adaletsizliğe karşı vicdani bir haykırıştır.
HÜDA PAR’ın toplumsal ahlakı ve aileyi koruma, ibadet özgürlüğünü garanti altına alma veya sosyal adaleti tesis etme yönündeki diğer teklifleri de bu bütüncül İslami kimliğin tezahürleridir.
Sonuç olarak; siyasette neye karşı durduğunuz kadar, hangi değerler uğruna sorumluluk aldığınız da önemlidir. Geçmişin acılarına rağmen milletin maslahatını öne koyan, Gazze’deki mazlumun hakkını çifte vatandaşlık yasasıyla savunan ve diğer yasal tekliflerle kul hakkını merkezine alan bu duruş; HÜDA PAR’ın siyaseti bir iktidar devşirme aracı değil, İslami bir sorumluluk ve millete hizmet makamı olarak gördüğünün en açık delilidir.