“Terörsüz Türkiye” sürecine hukuki zemin oluşturmak amacıyla hazırlanan, TBMM’de ilgili Komisyondan geçen ve “çerçeve yasa” olarak adlandırılan kanun teklifine ilişkin değerlendirmeler dikkate alındığında ciddi bir kafa karışıklığının yaşandığı anlaşılıyor.
Hükümet ortakları AK Parti ve MHP’nin tam destek verdiği teklif ile ilgili Kılıçdaroğlu CHP’sinden de olumlu açıklama geldi.
HÜDA PAR, teklifin içeriğini yetersiz bulmakla birlikte “olumlu bir sürecin önünü açması” ümidiyle destek verdi.
DEM’in destek verdiği teklif konusunda DEM listelerinden meclise giren TİP ve EMEP vekilleri aynı yerde durmadı, imza vermedi.
Yeni Parti daha hala nerede durduğuna ya da durması gerektiğine karar veremediği için kararsız görünüyor. Hükümete karşı duruyorlar; ama DEM’i küstürmek istemiyorlar. DEM’i küstürmemek, aşırı milliyetçileri ve Kemalistleri küstürmek demek. Yani Yeni Parti’nin işi zor.
Olumsuz anlamda en net tavır sergileyen parti İyi Parti ve bu kimseyi şaşırtmıyor.
Terörün bitmesi, silahların susması, cenazelerin gelmemesi konularına hiç değinmeyen partinin meseleyi “Teröristlerin serbest bırakılmasına” indirgemesi ufuksuzlukla mı yoksa “başka hesaplarla” mı izah edilir, takdiri kamuoyuna bırakmak gerekir.
Ülkenin 40 yılının çatışmalı ortam ile heba edilmesi, çok daha önemli yerlere kullanılabilecek kaynaklarının şiddete ve kandan beslenen çevrelere peşkeş çekilmesi hiç düşünülmüyor. Belki de bir süredir devam eden bu ortam üzerinden değerlendirme yaparak hafızası zayıf olanların aklı çelinmek isteniyordur.
Çerçeve yasa ideal olan değildir elbette; ama asıl önemli olan çatışma ve şiddet ortamının sona ermesi, şiddetten beslenenlerin elindeki argümanların ellerinden alınmasıdır.
Ama bakın milliyetçi cenahtan biri olan İ. Aksoy olayı nasıl okuyor:
“Bu yasanın tam da 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Anlaşmasının imzalandığı gün TBMM’ye oylaması için getirilmesi emperyalistlerin 126 yıllık intikam tokadıdır.”
Muhafazakar siyasi kanattan da “Çerçeve yasa” teklifine karşı olumsuz duruş sergileyenler var.
Kamuoyunda açıklanan ve mecliste imzaya açılan 12 madde konuşulurken teklifin “muamma” olduğunu açıkladı bu kesim. İlginç olan ise muamma söyleminden sonra “PKK/KCK’nin tasfiyesine yönelik hükümleri nedeniyle teklife “hayır” demeyi doğru bulmadıklarını, ancak örgüt üyelerine af ve siyasi hakların iadesini içeren düzenlemeler nedeniyle “evet” oyu vermeyi de “vebal” olarak değerlendirdiklerini” belirttiler.
Bu arada hem milliyetçi hem de muhafazakar cenah teklife karşı oluşunu gerekçelendirirken “konunun Kürtlerle değil PKK ile alakalı olduğunu” öne sürdüler.
Aslında asıl çelişki de burada.
PKK ile şiddet ve terör sorunu görüşülür ve o konuda kanuni düzenleme yapılır. PKK ile Kürt meselesini aynı paranteze almak hem doğru olmaz hem de mantıklı bir siyasi hamle değildir.
İlk çözüm sürecinde yapılan kimi hataların bu kez tekrarlanmaması ve PKK ile sadece terör ve şiddet sorununun müzakere edilmesi doğru bir adımdır. Kemalist sistemin ırkçı ve asimilasyoncu politikalar ile sebebiyet verdiği ve yaklaşık yüz yıldır devam eden Kürt meselesi ise adalet ve ortak değerler ekseninde çözülebilir. Bu coğrafyanın harcı durumundaki İslami değerler ile oluşturulmuş bin yıllık kardeşliğin yeniden tesisi ancak bu yolla mümkündür.
Karar vericilerin güven, istikrar ve kararlılık ile yola devam etmesi, farklı ve pragmatik ajandaların devreye girmemesi, sürecin daha da olgunlaşmasını sağlayabilir.