Mekke İttifakı kurulur kurulmaz, kutsal göreve, daha doğrusu kutsal savaşa çağıranı o kadar çok ki…
İttifakın savaşa girmediği her gün savaş çağrısı yapanların sabrını taşırıyor ve öfkesini arttırıyor.
Kimler midir bu savaş tamtamı çalanlar? Ve İttifakın kime savaş açmasını istiyorlar? İşte burası ibretamiz mi, ibretamiz… İnsanın inanası gelmiyor!
Amerikalısı soruyor, daha ne güne duruyorsunuz? Soykırımcısı ve Avrupalısı soruyor, hadi daha neyi bekliyorsunuz? Bunların savaş çığırtkanlığı yapmalarında anlaşılmayan bir nokta yok. Çünkü ne kanımızı dökmeye ara verdiler ve ne de kanımıza doydular. Yüzlerce yıl gerilere gitmeye gerek yok, Afganistan’dan Irak’a, Sudan’a, Yemen’e ve daha nice beldelere kadar gözlerimizin önünde yaptıkları budur.
Şimdi de onca vahşetlerine rağmen diz çöktüremedikleri Gazze’ye, Lübnan’a, İran’a ve Yemen’e karşı, yani açtıkları o cephelerde kendilerine yeni şerikler arıyorlar. Çiçeği burnunda Mekke İttifakı’ndan istedikleri de işte budur.
Yukarıda dediğimiz gibi, zulüm ve vahşetle özdeşleşen bu ülkelerin savaş çığırtkanlığı yapmalarında ve Mekke İttifakı’nı da kendi emelleri doğrultusunda savaşa sokma çabalarında anlaşılmayacak bir nokta yok. Anlamakta zorlandığımız ve hatta içimizi kanatan şey, din kardeşlerimizden de bir kısmının Mekke İttifakı’nı İslam’ın tasvip etmediği bir savaşa çağırmalarıdır.
Evet, evet… İslam, değil Mekke İttifakı’nın tek bir İslam ferdinin bile soykırımcılara direnen Yemen’e saldırmasını meşru görmez!
İslam, eğer çatışan, savaşan iki taraf da Müslüman ise, geride kalan Müslümanlara arabulucu görevini farz görür. Yani taraflar Kur’an’ın - Allah’ın hakemliğine davet edilir. Sulh ettiler, ne ala. Yok, biri Allah’ın hükmüne uymamakta ısrar mı etti? Hep birlikte yekvücut olarak ona karşı olurlar.
Şimdi somut olaylar üzerinden devam edelim. Benim inancım o dur ki, ne Suudi Arabistan, ne BAE, ne Ürdün, Katar ve ne de ABD’nin üslerini bulunduran diğer bir İslam Ülkesi İran’a saldırmaz. Ancak onların rızası olsun veya olmasın, ABD bu ülkelerdeki üsleri İran’a karşı kullanıyor. İran’ın bu durumda kendisine ateş edilen noktalara cevap verme hakkı doğmuyor mu? İçimizdeki savaş çığırtkanları da anlasınlar diye bir de Türkiye’yi örnek verelim. Türkiye’nin defalarca Irak’ta bazı hedefleri vurması, zaman zaman fiilen Irak’a girmesi, hakeza hala Suriye’de asker bulunduruyor olmasının gerekçesi de oralardan kendisine yönelen tehlikeler ve bu tehlikelerin bertaraf edilme amacı değil mi?
Bu aralar gerek saldırılara uğrayan İran’ın ve gerekse saldırılara Ensarullah’ın cevapları da bu meşru çerçevede değil mi?
Gelelim Mekke İttifakı’na ve yükümlülüklerine. İttifaka imza atan her üç lider de kendilerini Müslüman olarak tanımladıklarına göre, icraatlarının da İslam’a uygun ve Kâbe’nin kutsiyetine layık olması gerekmiyor mu?
İmdi şu sözlerim – sorularım Müslümanlaradır, kendilerini Müslüman olarak tanımlayanlaradır: Bizim Mekke İttifakı’ndan beklememiz ve istememiz gereken şey, ismiyle müsemma olması; icraatlarının Kâbe’nin ruhuna uygun olması değil mi? Mekke İttifakı, Kur’an’ı hakem olmaktan çıkardığı ve İslam’a aykırı eylemlerde bulunduğu takdirde meşruiyetini yitirmiş olmaz mı? Ve çatışan taraflar Müslüman ise, bir tarafta yer almak yerine evvelemirde sulh için seferber olması gerekmez mi?
Duamız ve temennimiz o ki, ittifakın karar vericileri sorunlarını yöneldikleri Kâbe’nin Sahibinin hakemliğine götürürler ve böylece içimizdeki ve dışımızdaki müfsitlerin hesaplarını da boşa çıkarırlar. Ve aksi yöndeki kararlarının ve hareketlerinin Kâbe’nin istismarı ve Kâbe’nin Sahibine isyan olduğu bilinciyle hareket ederler.
Bizler de her daim teyakkuzda olmalı; Sünnisiyle, Şiisiyle ve diğer unsurlarıyla bütün din kardeşlerimizi olası sapmalara karşı uyarmalıyız…