Siyasetin değişmeyen bir gerçeği vardır. O da şu: İktidarın yıpranma özelliği vardır. Hele ki AK Parti gibi çeyrek asırdan fazla bir süre ülkeyi yöneten bir iktidar ise…

Zaman içerisinde hem kendi hatalarının hem de değişen toplumsal beklentilerin ağırlığı altında yıprandıkça yıpranır. Büzüldükçe büzülür.

AK Parti’nin yıllardır devam eden iktidarına baktığımızda AK Parti’nin Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fizyolojisinden tutun geniş tabanındaki motivasyon kaybına kadar nereye bakarsanız bakın bir yıpranmaya şahit olursunuz.

Ancak meselenin dikkat çekici bir başka boyutu daha vardır: AK Parti yıpranırken yalnızca kendisi yıpranmamış, rakiplerini de beraberinde yıpratmıştır. Ülkenin ana muhalefet partisine bakın hele. Bakın diyoruz da gerçekten bugün bakabileceğimiz muhalefet diye bir şey kalmış mı? O kükreyen Deniz Baykallı günlerden eser kalmış mı? Kılıçdaroğlu’nun kılıcı peynir kesebiliyor mu? İmamoğlu’na esir düşmüş Özgür Özel’de özgürlüğün eseri var mı? Selahattin Demirtaş’lı kamuoyunu inleten, kitleleri ardından sürükleyen HDP’nin muhalefet günlerini düşünün bir. Bir de Erdoğan’ı başkan yaptırmamaya yeminli şimdiki DEM kadrolarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın divanında el pençe duruşlarını düşünün. AK Parti iktidarı muhalefeti tavuk gibi yolup ortalıkta bırakmış. Muhalefette horoz diye bir şey bırakmamış. Canı nasıl ötmek istiyorsa da öyle ötüyor.

Bugün AK Parti’nin iktidardan gitmesini isteyen, azımsanmayacak büyüklükte bir kesimin olduğu çok açıktır. Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, adalet tartışmaları, LGBT plakaları, yönetim anlayışına yönelik eleştiriler ve değişim beklentisi bu kesimi bir yerde buluşturmaktadır; bu iktidar gitmeli. Artık ülke bu yükü taşıyamaz falan filan…

İnsanların mevcut iktidardan memnun olmaması normaldir belki de haklarıdır. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken soru şudur: AK Parti gitsin, peki yerine kim gelsin?

İşte bu soruya kimse bir cevap veremiyor. İktidarın değişmesi yönündeki güçlü talep sahipleri bu soruya cevap vermekte zorlanıyor. Bir muhalefete bir sana bakıp “Yahu bunlar gitsin de kim gelirse gelsin” cümlesine sığınıyorlar.

AK Parti’nin siyaset sahnesine atıldığı günlerde de sıkıntılı bir ortam vardı. Millet, Mesut Yılmazlı, Bülent Ecevit’li günlerden bıkmıştı. Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin yaklaşımı yerine bir alternatifleri vardı. Sağcılar, solcular, dinliler, dinsizler, imanlılar, imansızlar herkes AK Parti’ye yönelmiş tek başına iktidara getirmişti.

Tamam, bunlar gitsin de sonrasında nasıl ekonomik politikalar uygulanacak? Toplumsal sorunlara kimler nasıl çözümler üretecek? LGBT plakalarını kim sökecek? Fonsuz ve imtiyazsız bir hayatı bize kim vaat edecek? Adil olup bize adil bir düzeni vaat eden bir muhalefet var mı? Gözünüzü dolduran nitelikli bir muhalefet var mı? İktidar eskimiş, muhalefet tükenmiş, aradaki boşluk ise hâlâ doldurulmayı bekliyor.

Farklı düşünebilirsiniz ama siyasetteki bu boşluğu doldurabilecek güçlü bir alternatif göremiyoruz. Ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceğine dair kimsede bir reçete yok.

Acısı tatlısıyla sanki bir sonraki seçim durağına da AK Parti dolmuşuna binerek yol alacağız. Muhalefet şimdiden AK Parti dolmuşuna binmiş durumda.
Ne mi yapsak? Sanki Allah’ın emri gelene kadar beklemekten başka çaremiz yok.