Eskiden insanın canı sıkıldığında, içi daraldığında ya da bir derdi olduğunda kapısını çalacağı insanlar vardı. Bir dost, bir kardeş, anne-baba, öğretmen…

İnsan, derdini anlatacak birini bulduğunda biraz olsun rahatlar, karşısındaki insanın yüzüne bakarak konuşur, bazen bir cümleyle teselli bulurdu.

Şimdi ise hayatımıza yeni bir “dert ortağı” girdi: Yapay zekâ.

Gençler artık sadece bilgi almak için değil, duygularını anlatmak, yaşadıkları sorunları paylaşmak, ilişkileri hakkında fikir almak, yalnızlıklarını dile getirmek ve hatta bazen kimseye söylemedikleri şeyleri anlatmak için yapay zekâya başvuruyor.

Peki burada asıl mesele ne?

Yapay zekâya dert anlatmak mı?

Bence asıl mesele bundan daha derin.

Tehlike, insanın insandan uzaklaşması.

Çünkü yapay zekâ dinleyebilir, cevap verebilir, düşüncelerimizi toparlamamıza yardımcı olabilir. Fakat bir dostun omzuna başımızı koymanın, bir annenin “Geçer evladım” demesinin, bir babanın sessizce yanında durmasının ya da bir arkadaşın hiçbir şey söylemeden bizi anlamasının yerini tutamaz.

Belki de burada kendimize başka bir soru sormalıyız:

Biz gençleri dinlemeyi ne zaman bıraktık?

Bir genç eve geldiğinde “Bugün nasılsın?” diye gerçekten soruyor muyuz?

Cevabını bekliyor muyuz?

Yoksa daha cümlesini tamamlamadan telefonumuza mı bakıyoruz?

Çocuğumuz bir sorun anlattığında hemen nasihat vermek yerine onu anlamaya çalışıyor muyuz?

Belki de gençlerin yapay zekâya yönelmesinin sebeplerinden biri, orada yargılanmadıklarını hissetmeleri.

Bir insanla konuşurken “Beni yanlış anlar mı?”, “Benimle dalga geçer mi?”, “Bunu başkasına anlatır mı?” diye düşünebilirler.

Ama yapay zekâya yazarken böyle bir sosyal baskıyı daha az hissedebilirler.

İşte tam da burada aileye, öğretmene, arkadaşa ve topluma büyük bir görev düşüyor.

Gençlerin telefonunu ellerinden almak kolay.

Zor olan, telefonun yerini doldurabilecek güvenli bir ilişki kurabilmek.

“Telefonla çok oynama” demek kolay.

Ama onun yerine “Gel, konuşalım” diyebilmek emek ister.

Gençlerin yapay zekâyla konuşmasını tamamen yanlış görmek de doğru olmayabilir. Çünkü teknoloji doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmayı, düşünceleri düzenlemeyi ve bazı konularda destek almayı kolaylaştırabilir.

Fakat hiçbir teknoloji, insan ilişkilerinin yerini tamamen doldurmamalı.

Çünkü insanın insana ihtiyacı var.

Bir gencin bazen çözüme değil, sadece dinlenmeye ihtiyacı vardır.

Bazen akıl vermek değil, yanında durmak gerekir.

Bazen uzun uzun konuşmak değil, “Ben buradayım” demek yeterlidir.

Belki gençlerin yeni derttaşı yapay zekâ olmadı.

Belki biz, gençlerin eski derttaşlığını yeterince yapamadık.

O yüzden bugün gençleri yapay zekâdan uzaklaştırmaya çalışmadan önce kendimize şu soruyu soralım:

“Ben çocuğumun, kardeşimin, öğrencimin veya arkadaşımın gerçekten dert ortağı mıyım?”

Çünkü mesele yapay zekânın gençlerle konuşması değil.

Mesele, gençlerin konuşacak insan bulamaması.

Ve belki de çözüm, teknolojiyle savaşmak değil; yeniden birbirimizi dinlemeyi öğrenmektir.