Fon vurgunu, belediyelerdeki yolsuzluklar, Sarıgül vakası ve daha onlarca kepazelik; artık ülkemiz insanını iyice karamsar hale getirdi. Hırsızlığın, daha da çok çalmanın, en kısa sürede devasa servetler elde etme hırsı, insanlarda hiçbir değer yargısı bırakmadı. Yıllardır bu ülkenin sanayicisi konumunda olan iş insanlarının, on yıllardır biriktiremedikleri servetlerinden yüzlerce kat daha fazlasını çalmak (Fon-Belediye yolsuzlukları-Çeteler) maharet olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki, bütün bu kokuşmuşluk ve toplumsal çürümüşlük bu aşamaya nasıl geldi? Yüz yıldır, bu topluma dayatılan İslam düşmanlığı, seküler ahlaksızlık, batının kokuşmuş değerlerinin katışıksız bir şekilde uygulanması, eğitim sistemiyle yeni neslin kendi inanç değerlerine düşman bir anlayışla yetiştirilme hinliği; maalesef bugün hiç de memnun olmadığımız bu kokuşmuş durumu, karşımıza çıkardı.

Cumhuriyetin en başat değeri?! olarak bize dayatılan seküler ahlak/ahlaksızlık, batılı yaşam tarzı, eğitim sistemimizin temelini oluşturan batılı idealler; bizi getire getire bu kokuşmuşluğa ve toplumsal çürümüşlüğe getirdi. Yüzyıldır okullarımızda uygulanan seküler/dinsiz eğitim sisteminin bir neticesi olarak, eğitim fabrikalarında seküler format atılarak ve batılı çürümüş değerler doğrultusunda yeniden kodlanan zihinler; çalmayı, daha fazla çalmayı, en büyük çalmayı seküler ahlaksızlığın bir sonucu olarak karşımıza çıkarmaktadır.

Çürümüşlük ve kokuşmuşluk, sadece çalma, yolsuzluk ve usulsüzlükle sınırlı kalsaydı; maddi kayıp der, geçerdik. Zamanla telafi edebiliriz, derdik. Ancak toplumsal çürümenin, ahlaksızlığın, adaletsizliğin, güçlü olanın ‘her şeye’ hakkı olduğunun saplantısı, bu ülkeyi daha da yaşanmaz hale getirmiştir. 70 yıldan fazladır, azgın bir elitin; kendilerini bu ülkenin üstünde görerek, bu ülkeyi bir çiftlik gibi kullanmalarına şaşırmamıştık.

Şimdi de aynı eğitim sisteminin ürünleri, yeni ve şımarık ahlaksız versiyonları, bu ülkeyi aynı ‘çiftlik mantığıyla’ devasa bir şekilde çarpmanın haberleriyle irkiliyoruz. ‘Kimse benim oğluma dokunamaz’ tafralarına, ahlaksızlığına, pişkinliğine ve güç sarhoşluğunun iğrenç yüzüne şahit olmaktayız. Zaman değişti, insanlar değişti. Ama hırsızlığın, ahlaksızlığın, rantçıların devasa derecede çalma rezaleti değişmedi. Mağdur olan ise her zaman olduğu gibi gariban vatandaş oldu.

Cumhuriyet’in ilanının gün dönümünde, temiz bir ele ne kadar da ihtiyacımız var. Bu ülkenin savcıları, bu kadar bilgi, belge ve görsel kayıtlara rağmen niçin harekete geçmezler? Bu ülkeye hizmet etmek üzere kurulmuş olan partiler, niye ayağa kalkmazlar? Bu toplumun Sivil Toplum Kuruluşları, Kanaat önderleri bu kokuşmuşluğa ve toplumsal çürümeye niçin ses çıkarmazlar? Bu pis kokular ve çürümüşlük sizi hiç rahatsız etmiyor mu?

Bu ülke hepimizin ve bu güzel memleket bu kadar kötülüğü hak etmiyor. Bu kötülüğü yapanlara ses çıkarılmadığı ve hukuk gereken cezayı vermediği için bu ‘her devrin adamı’ hırsız ve arsızlar her seferinde daha büyük kepazeliklere kalkışmakta, daha büyük cürümlere yeltenmektedirler. Ancak hukukun üstünlüğü ve gerçek bir adalet anlayışı bu çürümüşlüğe ve kokuşmuşluğa çare olabilir.

‘Hırsız bizdense, zulüm bizdense’ye ses çıkarmayanlar, bu, ülkeye yapabilecek en büyük kötülüktür. Kötülüğü ve zulmü yol edinenlerin, çürümüşlüğü ve kokuşmuşluğu kollayanların akıbeti bu dünyada zillet ve hüsran, öbür dünyada acıklı bir azap olacaktır.

Akıl sahipleri ibret almazlar mı?