2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında 17. yüzyılın büyük düşünürü Ehmedê Xanî’ye “Vefa Ödülü” verilmesi, son derece kıymetli bir adımdır.

Bu kıymetli adımdan sonra yapılması gereken şey, onun eserlerini ve medeniyet tasavvurunu gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Bilindiği gibi Ehmedê Xanî, yalnızca bir şair değildir. O, edebiyatın, felsefenin, astronominin, tasavvufun ve İslam düşüncesinin kesiştiği büyük bir entelektüel şahsiyettir. Kürt edebiyatının en önemli eserlerinden Mem û Zîn'in müellifi olan Xanî, aynı zamanda yaşadığı coğrafyanın toplumsal, siyasal ve kültürel meselelerine kafa yormuş bir düşünürdür. Onun eserlerinde yalnızca bireysel aşkı değil, ilahi aşkı, adaleti, ilmi, toplumsal eşitlik gerekliliğini, kimliği ve insanın varoluşsal arayışını da buluruz.

Peki, böylesine büyük bir düşünür neden Türkiye'deki eğitim sisteminde hak ettiği yeri bulamamıştır?

Bu sorunun cevabı, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren şekillenen ulus devlet anlayışında, tekçi tarih tasavvurunda ve merkeziyetçi eğitim politikalarında aranmalıdır.

Türkiye, uzun yıllar boyunca kendi toplumsal ve kültürel zenginliğini tek bir kimlik, tek bir dil ve tek bir tarih anlatısı içerisine sığdırmaya çalıştı. Oysa Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası, farklı dillerin, inançların, medeniyetlerin ve düşünce geleneklerinin ortak eseridir. Bu toprakların tarihini yalnızca belirli bir dilin ve kültürel çevrenin ürettiği şahsiyetler üzerinden anlatmak, tarihsel gerçekliğe de medeniyetin çoğul karakterine de haksızlıktır.

Ahmet Yesevi'yi, Yunus Emre'yi, Mevlana'yı ve Hacı Bektaş-ı Veli'yi tanıyan bir öğrencinin Ehmedê Xanî'yi, Melayê Cizîrî'yi, Feqiyê Teyran'ı ve Melayê Bateyî'yi tanımaması nasıl açıklanabilir? Bu isimlerin her biri aynı coğrafyanın düşünce ve irfan mirasına önemli katkılar sunmuş şahsiyetlerdir. Birini diğerine tercih etmek değil, hepsini birlikte anlamak gerekir.

Buradaki temel sorun, yalnızca müfredat eksikliği değildir. Aynı zamanda bir zihniyet sorunudur.

Dil bariyeri, bu zihniyetin en görünür sonuçlarından biridir. Kürtçe eserler, uzun yıllar boyunca eğitim ve kültür politikalarının dışında bırakılmış, bu dilde üretilen ilmi ve edebi birikim yeterince araştırılmamış, tanıtılmamış ve kurumsallaştırılmamıştır. Bir dilin eğitim sisteminde yeterince yer bulmaması, o dilde üretilmiş düşüncenin de görünmez hâle gelmesine neden olmaktadır.

Oysa dil, bir medeniyetin hafızasıdır. Bir dili dışarıda bıraktığınızda yalnızca kelimeleri değil, o kelimelerle inşa edilmiş dünyayı, düşünceyi, estetiği ve tarihsel tecrübeyi de dışarıda bırakırsınız.

Sayın Cumhurbaşkanı'nın Ehmedê Xanî'ye verilen “Vefa Ödülü” vesilesiyle ortaya koyduğu yaklaşım, umarız sembolik bir takdirin ötesine geçer ve somut bir kültür ve eğitim politikasına dönüşür.

Çünkü bir millete vefa, onun büyüklerini yılda bir kez anmakla değil, onların fikirlerini çocuklarının zihnine ve yüreğine taşımakla gösterilir.

Ehmedê Xanî'ye ödül vermek güzeldir; fakat onu ders kitaplarından mahrum bırakmak büyük bir çelişkidir.

Artık bu çelişkiye son verilmelidir. Ahmed-i Hani de Melayê Cizîrî de Feqiyê Teyran da Melayê Bateyî de bu ülkenin çocuklarının tanıması gereken ortak kültür ve düşünce mirasının ayrılmaz parçalarıdır.

Unutulmamalıdır ki bir devlet, kendi coğrafyasının büyük düşünürlerini eğitim sisteminin dışında bırakarak güçlü bir gelecek inşa edemez. Tarihi eksik öğreten, hafızası eksik nesiller yetiştirir.

Gerçek vefa, hatırlamakla başlar; tanıtmakla, öğretmekle ve yaşatmakla tamamlanır.