Tebliğ, minberde güzel söz söylemek değildir. Önce evde başlar. Allah, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et” buyurur. Hayra çağıracak, iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir ümmetin bulunmasını ister. Kurtuluşu bu topluluğa bağlar. İslam bireysel bir inziva dini değildir. Devlet kuran bir peygambere iman ettik. Resûlullah Medine’de bir nizam kurdu; Hulefâ-yi Râşidîn bu nizamı büyüttü. Ardından Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Memlükler, Osmanlı ve daha nice İslam devletleri geldi. Ümmet, tarih boyunca örgütlü yaşadı.

Bugünün en büyük yarası bireysel İslam anlayışıdır. İslam’da İbadeti kabul edip İslam’da siyaseti inkâr eden bir ümmet, hakkının elinden alınmasına mahkûm olur. Âl-i İmrân’daki “içinizden bir ümmet bulunsun” emri, iyiliği emretmenin ve kötülüğü men etmenin ancak nizam, birlik ve örgütlü güçle mümkün olacağını hatırlatır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İslam coğrafyası parçalanınca bela da büyüdü. Rakamlar tartışılır; fakat Brown Üniversitesi Costs of War araştırması, 2001 sonrası ABD öncülüğündeki savaşlarda doğrudan ve dolaylı 4,5 milyonu aşkın can kaybı tahmin eder. Afganistan’da doğrudan savaş ölümleri yaklaşık 176 bin, Irak’ta 275–315 bin civarındadır. Filistin’de 1948’den bugüne savaş, işgal ve ablukada milyonlarca, Gazze’deki son saldırılarda ise yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Cezayir’den Afrika’nın diğer sömürge savaşlarına, Doğu Türkistan’daki baskı ve kamplara kadar ümmetin kanayan yerleri aynı gerçeği gösterir: örgütsüz toplum, yok edilmeye açık kalır. Asıl mesele tek bir rakamı ezberlemek değil, parçalanmanın neticesinin kurşunlanan İslam ümmeti olduğunu görmektir.

Tebliğin gayesi yalnızca namazın rekâtını anlatmak olamaz. Mevdudi, Seyyid Kutub, İmam Humeyni ve Said Nursî farklı dillerde aynı noktaya işaret etti: iman, hayatın tamamını kuşatır. Hz. Hüseyin’in Kerbela duruşu, hakkı gasbeden bir yapıya teslimiyeti reddetmenin en çarpıcı örneğidir. Devlet putlaştırılmaz; fakat nizamı olmayan ümmet, evladını dahi koruyamaz.

İslam davetçisi önce evine döner. Günde bir kez de olsa çoluk çocuğumuza bir farz namazı da olsa cemaatle namaz kıldıralım, tesbihat ve dua beraber ailecek yapılmalıdır. Günde bir kez Allah’ın evine her İslam davetçisi gitmelidir. Her gün, her gün ama her gün yarım sayfa da olsa Kur’an’ı açıp okuyalım. Maneviyat bu üç rükünle ayakta durur. İlmi meseleleri gazeteden, sosyal medyadan, kitaptan da öğrenirsiniz; fakat mesele bilgi yığmak değildir. Mesele cemaat olmaktır. Resûlullah buyurur: “Cennet bahçelerine uğradığınızda orada yayılın.” Ashab, “Cennet bahçeleri nedir?” deyince, “Zikir halkalarıdır” karşılığını alır. (Tirmizî, Deavât, 3510) Camideki vaaz, dernekteki sohbet, vakıftaki halka; cennet bahçeleridir; bu mekanlar İslami bilginin güce, imana, ete kemiğe bürünmesine yani hayata hakim olmasına vesile olur. Birlikte hareket, dinin omurgasıdır. Birebir davet komşuyu, genci, öğrenciyi ismiyle kucaklamaktır.

Yedi maddeyle özetleyelim. Bir: tebliğ aileden başlar; evde cemaat, camide cemaat, her gün Kur’an. İki: iyiliği emretmek, ümmeti birleştiren, ırk ve dar sınır putuna hapsolmayan bir nizam iddiasını gerektirir. Üç: en stratejik kitle çocuklar ve gençlerdir; kreşten üniversiteye, çalışan gence kadar merkezi, disiplinli bir eğitim kuşatması şarttır. Dört: âlim, öğretmen ve siyasetçi dağınık ferdiyetle değil, güçlü teşkilatla konuşur. Beş: ümmet birbirinden istifade edecekse Arapça ve İngilizce öğrenilir; Türk’e Farsça, Fars’a Türkçe kapıları açılır. İslam’ın halkları birbirinin dillerini öğrenmeye teşvik edilmelidir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in ‘…Türkçeden başka dil konuşulmaya.’ Fermanını sloganlaştırıp günümüzde gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Nitekim bu zihniyet kısa sürede yıkılırken ecdadımızın sarayında, dergâhında ve divanında Arapça, Farsça ve Türkçe birlikte Osmanlılarda 600 yıldan fazla yaşadı. Dil ırkçılığı cihansümul İslam’a terstir. Altı: Nebevî hareket usulü okunmalı, bugünün şartına uyarlanmalıdır. Yedi: Tahkim yoluyla İslami kanunlar halk arasında yaşatılmalı, takribul mezahibul İslami ile gönüller birleştirmeli, siyâset-i şer‘iyye ile İslam’da yasama mevzuları izah edilmelidir.

Selam ve dua ile…