Birkaç gün önce başlayan ve 15 ili kapsayan “Ailem Güvende” operasyonlarının, dış fonlarla desteklendiği belirtilen bazı “yerli” çevreleri epey rahatsız etmişe benziyor.

Yapılan operasyonların, özellikle toplumsal dinamikleri aşındırarak kişisel kimliksizleştirme ameliyesinde bulunan yapılara yönelik olduğu biliniyor. Nitekim soruşturmalarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapıldığı açıklandı. Soruşturmanın resmî gerekçeleri arasında fuhşa aracılık, müstehcenlik, uyuşturucu ve çocukların bu içeriklere maruz bırakılması gibi iddialar da bulunuyor.

Özellikle aileyi düşman belleyen, kadın-erkek fark etmeksizin karşıt cinse savaşı asıl görev bilen bu fıtrat yoksunu, kişiliksiz cinsiyet kaçkınlarına yönelik operasyonların temelinde aslında güvenlik kaygıları yatıyor.

Güvenlik kaygıları derken, iki yönlü güvenlik kaygısı taşıyan idarecilerin muttali olduğu tablonun aslında çok daha korkutucu olduğunu düşünüyorum.

Aileye, nikâha ve karşıt cinslerin evliliklerine adeta savaş açan bu odakların ülkeyi yuvarlamaya çalıştıkları yer; çocuksuzluk ve nihayetinde neslin kurutulması, yani toplumun önce zayıf düşürülmesi, sonra da yok edilmesidir.

Nüfus artış oranlarını düşürerek toplumu yok etmenin yanında yer alan bu gibi yapıların dışarıdan fonlanıyor olmaları, onları doğal birer ajan pozisyonuna sokuyor ki açıklanan milyonlarca liralık para yardımları bunun açık göstergesi olsa gerek.

İstanbul Valiliği’nin denetim raporlarına dayandırılarak yapılan haberlere göre, toplamda yaklaşık 30 milyon TL’yi bulduğu belirtilen dış kaynakların; Avrupa Komisyonu ve ABD merkezli kuruluşlardan, Hollanda Dışişleri Bakanlığı, Almanya ve İsveç başkonsoloslukları ile Belçika merkezli kuruluşlardan aktarıldığı ifade ediliyor.

Paraya adeta tapan kapitalist ülkelerin Türkiye’deki bu, kimseye faydası olmayan dernek ve kuruluşlara bu kadar parayı aktarmalarının, düşündüğümüzün dışındaki sebepler dışında nasıl bir sebebi veya sebepleri olabilir ki?

Üstelik bu fonların niteliği ve hangi faaliyetlerde kullanıldığı da soruşturmanın mali boyutunda inceleniyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığının tespit edildiğini, bu para hareketlerinin kaynağı ile soruşturma konusu faaliyetler arasındaki bağlantının araştırıldığını açıkladı.

Bu mihraklara yapılan operasyonlardan sonra özellikle dış basının konuyu birincil haber olarak görmesi de dikkatlerden kaçmadı.

Nitekim Türkiye’de LGBTİ+ kişi ve kuruluşlara yönelik operasyonlar ile operasyonları protesto edenlere yönelik gözaltılar, uluslararası basında geniş yer buldu. Reuters, Associated Press (AP) ve Fransız Le Monde gazetesi; tutuklama ve gözaltı sayılarını öne çıkarırken, LGBTİ+’lara yönelik söylemin sertleşmesine, protestolara müdahalelere ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının tepkilerine dikkat çekti.

Gözaltılara verilen tepkinin de en üst seviyeden olması, konunun onlar açısından ne kadar ehemmiyetli olduğunu gözler önüne serdi.

Avrupa Birliği (AB), Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik yakalama ve gözaltı operasyonlarıyla ilgili “endişe”lerini dile getirerek Ankara’ya “insan haklarına saygı gösterilmesini sağlama” çağrısında bulundu. Birlik sözcüsü Christian Wigand, dışarıdan fonlanan kişiler için “aktivist” ifadesini kullandı ve başlatılan hukuki süreçlerden endişe duyduklarını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor da gözaltıları “baskının şoke edici biçimde tırmanması” şeklinde nitelendirdi.

BM İnsan Hakları Savunucularının Durumu Özel Raportörü Andrea Bolaños Vargas da gözaltındakilerin serbest bırakılması yönünde çağrıda bulundu.

Dış mihraklardan bu kadar tepki gelirken, içerideki “benzeşenler”in suskun kalmaları beklenemezdi tabii. Ama sözü edilen yapının şu an yürüyen “Terörsüz Türkiye” süreci üzerinden tehdit savurmaları işin başka bir boyutu.

DEM’in gözaltılara tepki verirken yürüyen “süreç”le ilgili çıkışları, meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Nasıl olsa onlarda Kürt kanı ucuz; her şirretlik için bu kan akıtılabilir mi demek istiyorlar? Adeta, namusa savaş açanlara yönelik operasyonlar durmazsa kan akmaya devam edecek, demeye getiriyorlar gibi. Oysa bu kan, namusu korumak için ancak akabilecek kadar asildir.

Bunları nereden mi çıkardım? DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, operasyonlara bakıldığında bunların söz konusu süreci baltalamaya yönelik olduğu sonucuna varılabileceğini söyledi.

Aileyi korumak mı? Adeta, öyle yaparsanız, yakar yıkarız diyorlar!

Allah bizi şerlilerin şerrinden korusun. Milletimize de gerçekleri daha bir açık şekilde görmeyi nasip eylesin.