ABD’de siyonist israil yanlısı lobinin siyasi gücü, artık yalnızca kamuoyunda değil, Washington’ın siyasi koridorlarında da ciddi biçimde sorgulanıyor. Trump’ın siyonist israile verdiği koşulsuz destek, Gazze’de yaşanan insanlık dramı ve ardından patlak veren İran savaşı, Amerikan siyasetinde yıllardır dokunulmaz kabul edilen Yahudi lobisine yönelik tepkileri büyütüyor. Üstelik bu tepki artık yalnızca Demokratlarla sınırlı değil; Cumhuriyetçi Parti içerisinde de giderek güçlenen bir muhalefet ortaya çıkıyor.

3 Kasım’da gerçekleştirilen ara seçimler, Trump yönetimi açısından sıradan bir seçim yenilgisi olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Bu seçimler, bir yandan Trump’ın siyasi performansına yönelik bir güvenoyu niteliği taşırken diğer yandan Cumhuriyetçi Parti'nin gelecekteki başkanlık seçimlerinde karşılaşabileceği tablonun da önemli bir göstergesi oldu.

Üstelik Trump'ın karşısındaki muhalif blok artık yalnızca Demokratlardan ibaret değil. Cumhuriyetçi Parti içerisinden yükselen itirazlar, yönetimin israil ve İran politikasına yönelik rahatsızlığın derinleştiğini gösteriyor. Trump'a bugüne kadar destek veren bazı siyasi isimlerin, eski askerlerin, danışmanların ve medya çevrelerinin seçim yenilgisinde israil politikasının ve İran savaşının payına dikkat çekmesi, bu değişimin önemli işaretlerinden biri.

Seçimlerin bir diğer dikkat çekici sonucu, israil yanlısı lobi kuruluşlarının desteklediği bazı adayların önemli yarışları kaybetmesi oldu. Bu sonuçlar, AIPAC gibi güçlü kuruluşların Amerikan siyasetindeki etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmese de artık bu etkinin sorgulanabildiğini ve seçmen iradesinin karşısında her zaman belirleyici olamadığını gösteriyor.

Bu değişimin en dikkat çekici örneklerinden biri, Michigan'da yaşandı. ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman siyasetçi olan Abdul El-Sayed, seçim kampanyası boyunca israil yanlısı çevrelerin yoğun muhalefetiyle karşılaştı. Kendisine karşı yürütülen siyasi kampanyalara rağmen kazandığı zafer, siyonist israil lobisinin seçimler üzerindeki etkisine yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi.

El-Sayed'in zafer konuşmasında AIPAC'e yönelik sözleri ise gecenin en çarpıcı mesajlarından biriydi. Kendisine karşı yürütülen kampanyalara gönderme yaparak AIPAC'in kendisini iki kez yenme fırsatı verdiğini söylemesi, aslında yalnızca bir seçim zaferini değil, güçlü lobi kuruluşlarına karşı yükselen siyasi itirazı da simgeliyordu.

ABD Kongresi'nde çoğunluğun Demokratlara geçmesi, Amerikan siyasetinde dış politikanın her zaman ikinci planda kaldığı yönündeki anlayışı da sorgulatıyor. Gazze'de yaşananlar ve İran savaşı, artık yalnızca uluslararası ilişkilerin konusu değil; doğrudan Amerikan seçmeninin tercihlerini etkileyen iç siyasi meseleler hâline gelmiş durumda.

ABD siyasetini önümüzdeki iki yıl boyunca oldukça hareketli günler bekliyor. Siyonist israile verilen askerî ve siyasi desteğin Kongre'de daha fazla tartışılması, Trump yönetiminin dış politika tercihleri üzerinde yeni baskılar oluşturacaktır.

Sonuç olarak, ABD'de değişen yalnızca seçim dengeleri değil, israil yanlısı lobinin yıllardır sürdürdüğü siyasi etkinin sorgulanma biçimidir. AIPAC ve benzeri kuruluşların gücü henüz ortadan kalkmış değil. Ancak artık Amerikan siyasetinde bu güce itiraz eden, onu seçim meydanlarında tartışmaya açan ve siyasi bedelini gündeme getiren daha geniş bir kesim var.