Şu sıralar 1917 Komünist, Sosyalist, Marksist Sovyet Devriminin hemen sonrasında başlayan ve Çarlık yanlısı Kazaklarla Komünist Bolşevikler arasında geçen Rusya iç savaşını anlatan bir roman okuyorum. Aleksey Nikolayeviç Tolstoy’un yazdığı “Azap Yolları” adlı bir roman… Doğrusu savaşın korkunçluğunu, hele iç savaşın korkunçluğunu böyle başarılı anlatan çok az eser vardır tahminimce…
Bence romanın en can alıcı yönü bir halkın içine düştüğü korkunç karmaşa sonrası yaşanan büyük ümitsizlik ve hayal kırıklığı… Çarlık rejiminin baskısından, sömürüsünden kurtulmak isteyen yoksul Rus halkının yaptığı yanlış tercih sonrası yaşananlar ibret verici. Heder olan milyonlarca hayat, yıkılan yüzbinlerce yuva, yaşanan dehşetli acılar… Zehirli bir yılandan kaçarken korkunç bir ejderhanın kucağına düşen bir halkın acıklı hikâyesi…
Aslında tarih boyunca bu hep böyle olmuştur. Batıl davalara sarılan, batıl davalara umut bağlayan, Allah’ın hesaba katılmadığı beşeri ideolojilerde kurtuluş arayan halkların kaderi hep acı ve ümitsizlik olmuştur. Bu halkların çektiği acılar, yaptıkları fedakârlıklar, verdikleri canlar hiçbir işe yaramamış, çoğu defa yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş, dünya ve ahirette kaybedenlerden olmuşlardır.
Ülkemizde de nice genç yiğitler, nice cesur yürekler kurtuluş ve özgürlük, adalet ve insanca yaşama umuduyla batıl davalara bağlanmış, bu uğurda en büyük acılara katlanmış, fedakârlıkları omuzlamış ama yolun sonunda hep kaybedenlerden olmuşlardır. Bel bağladıkları, ümitle sarıldıkları batıl davalar, beşeri ideolojiler daha büyük kötülüklerin yolunu açmış, hayal kırıklığına uğratmış, kurtuluş ve özgürlük, adalet ümitlerinin başka bahara kalmasına yol açmıştır.
Ömürlerini batıl davalara vakfedenler hem bu dünyada hem de ahirette kaybedenlerden olmaya mahkûm olmuşlar, sonsuz kurtuluş imkânını ellerinden kaçırmışlardır.
Lakin ilahi davalar öyle mi? Rabbani davalar öyle mi? Allah merkezli, Allah’ı hayatın hedefine koyan davalar hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluş ve mutluluk getirmişlerdir. Beşeri hırslardan, dünyevi çıkarlardan azade olan, Allah’ın rızasını gözeten, adalet ve özgürlük idealinde samimi olan ilahi davalar sahiplerini özgürleştirmiş, zindanda dahi olsalar onlara onur ve izzet bahşetmiştir.
İlahi davalarda kaybetme durumu yoktur. Önlerinde iki yol vardır; ya zafer ve izzetle, onurla donanmış bir yaşam ya da sonsuz cennet nimetlerine kavuşturan bir şehadet… Sırtlarını Allah’a dayamış, o yüce yaratıcının dinini hayata hâkim kılma mücadelesi veren, zamanlarının Firavun ve Nemrutlarına karşı kıyam etmiş muvahhit, mücahit kullar için korku yoktur! Ümitsizlik yoktur! Merhum Şehit Seyit Kutub’un dediği gibi, öteler, yüce makamlar onları beklemekte, cennet onları kucaklamak için sabırsızlanmaktadır.
O yüzden Allah’a dayanan, ilahi davaya sarılan insan, karşısındaki düşman ne kadar güçlü olsa da korkuya, ümitsizliğe kapılmamış, Allah’ın yardımıyla çoğu defa başarılı olup zafer elde etmiş, kendisinden kat be kat düşmanını hezimete uğratmıştır. Bu uğurda çektiği acılar ve eziyetler onu asla karamsarlığa düşürmemiş, bu uğurda ölümü ise canına nimet bilip gülümseyerek şehadetin kucağına koşmuştur.