Ne diyordu Rahmetli Aliya:
Soykırımı asla unutmayın, unutulan soykırım tekrarlanır.
Biz; soykırım, katliam ve zulümleri unuttukça, yeni katliamlar daha şiddetli bir şekilde kapımızı çalmaktadır.
Gazze’de aylardır gözlerimizin önünde cereyan eden insanlık dramı, dünya tarihine kara bir leke olarak kazınırken; insanlığın vicdanını kanatan aynı karanlık gölge, şimdi adım adım Batı Şeria’nın üzerine çöküyor. Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, binlerce masum canı hayattan koparan anlayış; bugün aynı yıkıcı senaryoyu Batı Şeria’da sahneye koymanın peşindedir.
Müslümanlar, arsız siyonistleri kınama yarışına girmişken, siyonistler katliam, işgal ve talanlarını tüm Filistin sathına yaymaktadır.
Sessiz, derinden ama son derece sistematik bir şekilde yürütülen bu süreç, sadece siyasi bir işgal değil; bir halkın hafızasını, toprağını ve yaşama tutunma iradesini yok etme girişimidir.
Batı Şeria’da gün geçmiyor ki bir Filistin ailesi, iş makinelerinin gürültüsüyle uyanmasın. "Ruhsatsız yapı" kılıfı altında, dedelerinden kalan topraklar üzerine inşa edilmiş evler birer birer yıkılıyor. Oysa herkes biliyor ki Filistinlilerin kendi topraklarında bir tuğla dahi üst üste koyması neredeyse imkânsız hale getirilmiş durumda. Yıkılan sadece beton duvarlar veya çatılar değil; bir ailenin nesiller boyu biriktirdiği anıları, çocukların geleceğe dair umutları ve bir halkın yurt edinme hakkıdır.
Evleri başlarına yıkılan insanlar, çadırlarda yaşamaya mahkûm edilirken; bu yıkımların hemen yanı başında, uluslararası hukuka göre tamamen yasa dışı olan yeni yerleşim yerlerinin yükselmesi, yürütülen politikanın asıl amacını açıkça ortaya koymaktadır.
İşgalci siyonistler ve hırsız illegal yerleşimcilerin baskısı sadece insanları değil, doğayı ve canlıları da hedef alıyor. Filistinli çiftçilerin yegâne geçim kaynağı olan zeytin ağaçları köklerinden sökülüyor, asırlık bağlar ateşe veriliyor. Daha da acı verici olanı, bu topraklarda insanların rızkı olan hayvancılık hedef alınıyor; zeytin toplayan köylülere saldırılırken, çiftçilerin hayvanları dahi katlediliyor.
Geçim kaynakları kurutularak, günlük hayat çekilmez hale getirilerek Filistin halkına tek bir seçenek dayatılmak isteniyor: Topraklarını terk etmek. Ancak zeytin ağacının kökleri gibi o toprağa bağlı olan mazlum halk, tüm bu baskılara rağmen direnmeye devam ediyor.
Cenin’de, Nablus’ta, El-Halil’de ve Batı Şeria’nın hemen her beldesinde gece yarısı baskınları sıradan bir durum haline geldi. Her gün onlarca genç, çocuk ve kadın, hiçbir somut suçlama yöneltilmeksizin "idari tutukluluk" adı verilen hukuksuz bir mekanizmayla hapsediliyor. Cezaevleri, hakkını arayan ve toprağına sahip çıkan masum insanlarla dolduruluyor.
Daha da tehlikelisi, israilli bazı yetkililerin kamuoyu önünde pervasızca yaptığı açıklamalar... Batı Şeria’yı "Gazze’ye çevirme", şehirleri harap etme ve kitlesel sürgünleri ima eden niyet beyanları, tehlikenin boyutunu açıkça gösteriyor. Gazze’deki yıkımı bir "model" olarak Batı Şeria’ya uyarlama söylemi, açıkça yeni bir insanlık felaketine davetiye çıkarmaktır.
Gazze’de yaşananlara zamanında ve yeterli tepkiyi veremeyen uluslararası toplum, bugün Batı Şeria’da yaklaşan felaketi sadece izlemekle yetinemez. Batı Şeria’nın da harabeye dönüştürülmesine, insanların yerinden edilmesine ve masum canların katledilmesine göz yummak, bu insanlık suçuna ortak olmaktır.
Batı Şeria, Filistin halkının kalan son sığınağı, kimliği ve geleceğidir. Orada yaşanan zulme "dur" demek, sadece Filistinlilerin değil; adalete, hukuka ve insan onuruna inanan her bireyin vicdani sorumluluğudur.
Batı Şeria’nın yeni bir Gazze olmasına izin verilmemelidir. Bizim suskunluğumuz, zalim ve soykırımcı siyonistleri daha da küstahlaştırmaktadır. Gazze'yi koruyamayan Müslümanlar, bu ayıplarından bir an evvel kurtulmalıdır. Hiçbir sorun çözülmedi. Gazze'deki sorun çözülmediği gibi; vahşet, Batı Şeria'ya sıçramıştır. İnsanlık onuru ve İslam adına hemen ayağa kalkmak ve siyonistlere karşı direniş ateşini büyütmek gerekir.