7 Ekim 2023'te başlayan Aksa Tufanı sonrasından işgal rejiminin Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarından soykırım devam ediyor. Yaşanan soykırım nedeniyle milyonlarca insan temel yaşam malzemelerine dahi ulaşamazken siyonizme karşı mücadele ve direniş de tüm kararlılığı ile sürüyor.

İslami Cihad Hareketi Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed el-Hindi, Aksa Tufanı ile Filistin meselesinde yaşanan dönüşümün bölgesel etkileri, devam eden direniş, işgalin sürdürdüğü soykırım ve daha birçok konuda İLKHA muhabirine önemli değerlendirmelerde bulundu.

Aksa Tufanı öncesinde Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında yaşanan katliamlar, hak ihlalleri, torak işgallerinin dünyada duyulmadığını, görmezden gelindiğini belirten el-Hindi, işgal rejiminin Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan ile sürdürdüğü 'İbrahim Anlaşmaları' projesi ile dikkatleri farklı yönlere çektiğini ifade etti.

Aksa Tufanı'nın işgal rejiminin bölgede kurmak istediği hegemonyayı kırarak dikkatleri yeniden Gazze ve Filistin meselesine çevirdiğini aktaran el-Hindi, savaşın sona ermediğini, her geçen gün işgale karşı yeni cephelerin açıldığını söyledi.

6-8 Ekim olaylarında ırkç söylemler üzerinden Müslümanlar hedef alındı
6-8 Ekim olaylarında ırkç söylemler üzerinden Müslümanlar hedef alındı
İçeriği Görüntüle

'İsrailin bölgedeki ilişkilerinin eski haline dönmesi mümkün değil'

Tufan ile birlikte işgal rejiminin baştan aşağı değiştiğini belirten el-Hindi, 'Bugün israilin dünyadaki stratejik ağırlığı, neredeyse kuruluşundan bu yana yaşadığı en kötü dönemlerden birini geçiriyor. Bu, israil tarihindeki en uzun savaş. Üstelik çatışma her geçen gün yeni sahalara yayılıyor, yeni hedefler ve yeni hesaplar ortaya çıkıyor. israil ise bütün bu alanlarda başarısız oluyor. Dolayısıyla ilişkilerin geçmişteki haline dönmesi artık mümkün değil. Bu durum ne uluslararası düzeyde ne de bölgesel düzeyde eski haline dönebilir. israil geçmişte bölgede büyük bir rol üstlenmişti. Bu rol, Amerika Birleşik Devletleri ile koordinasyon içerisinde bölgenin dışına, Latin Amerika'ya ve Afrika'ya kadar uzanıyordu. Çünkü israil, Amerika açısından stratejik bir değer olarak görülüyordu. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'ne karşı yürütülen mücadelede, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından 'İslami tehdit' olarak adlandırılan şeye karşı mücadelede ve daha sonra bölgede İran'ın oluşturduğu öne sürülen tehdide karşı koymada Amerika Birleşik Devletleri'ne önemli hizmetler sunuyordu.' dedi.

'Amerika tarafından israil için çizilen rol sona erdi'

İşgal rejiminin Aksa Tufanı öncesinde kendisine çizilen role dönmeye çalıştığını ancak bunu başaramadığını aktaran el-Hindi, 'İsrail daha önce, Amerika'nın bölgedeki Sünni ve ılımlı olarak nitelendirilen müttefiklerini Şii tehdidinden ve İran'dan koruyacağını söylüyordu. Şimdi ise israil, daha önce korumaya hazırlandığı bu Sünni eksenin de kendisi açısından tehlikeli bir eksene dönüşebileceğini ve İran kadar olmasa bile ciddi bir tehdit oluşturabileceğini söylüyor. Daha önce Amerika'nın bölgedeki müttefiklerini korumaya hazırlanan israil, bugün Amerikan uçaklarıyla Katar'ın başkenti Doha'yı bombalıyor ve Katar'ı düşman bir ülke olarak görüyor. İsrail için çizilen bu rol artık sona erdi. israilin Batı'daki itibarı ve imajı ciddi biçimde zarar gördü. Stratejik ağırlığı düşüyor ve bunun yeniden eski haline getirilmesi artık mümkün görünmüyor.' diye konuştu.

'Sadece bölge ile değil Amerika ile de ciddi gerilimler yaşıyor'

Yaşanan büyük acılara rağmen meselenin daha geniş bir çerçeveden görülmesi gerektiğini vurgulayan el-Hindi, 'Sadece Filistin meselesine ilişkin dar bir perspektifle değil, bütün bölgedeki çatışmanın genel tablosuna bakmalıyız. Çünkü Filistin meselesi, bölgede yaşanan bu çatışmanın bir parçasıdır; bölgeden bağımsız, tek başına ele alınabilecek bir mesele değildir. Ayrıca sadece içinde bulunduğumuz ana bakmamak gerekir. Çünkü savaş henüz sona ermedi. israil ne Gazze'de ne Batı Şeria'da ne Lübnan'da ne de Suriye'de herhangi bir cephede hedeflerine ulaşabilmiş değil. Üstelik israilin Ürdün'e, Mısır'a ve bütün bölgeye kadar uzanan hedeflerden söz ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla israil bugün bölgedeki rolü bakımından stratejik bir gerileme yaşıyor. israil artık geçmişte kendisini Batı'ya benzettiği şekilde konumlandıramıyor. Kendisini Batı'nın bölgedeki yansıması, demokrasinin bölgedeki vahası olarak tanıtıyordu. Yargısı, hukuku, medya ve basın özgürlüğü olduğunu; Batı'nın değerlerini ve ilkelerini benimsediğini söylüyordu. Bugün ise israil, uluslararası mahkemelerde savaş suçlarıyla ilgili davalarla karşı karşıya. Sadece bölgeyle ilişkilerinde değil, Batı ile ilişkilerinde de ciddi gerilimler yaşadığını görüyoruz. Nitekim İngiltere'nin, Batı Şeria'daki yerleşimlerden ithal edilen ürünlere yönelik tedbirler almasının ardından israilin Kudüs'teki İngiltere konsolosluğunu kapatmaya başladığını görüyoruz.' şeklinde konuştu.

Sorunun kaynağı ABD'nin mutlak desteği

İşgal rejiminin anlaşma metnine uymadığını belirten el- Hindi, 'Gazze'deki durum ve dünyadaki adaletsiz düzen nedeniyle, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin israile mutlak destek vermesi sonucunda bu noktaya geldik. İsrail bütün bu suçları işliyor; sivilleri açlıktan ölüme terk ediyor. Çocukları ve kadınları bombalıyor. Enkaz altında kalan çok sayıdaki şehide dahi tanık olduk. israil, onların enkaz altından çıkarılmasını ve defnedilmesini dahi engelliyor. Medyanın bunları görüntülemesine izin vermiyor. Gazze'de eğitimi, gıdayı, suyu, hastaneleri ve ilaçları engelliyor. Bütün bunların ardından, 'anlaşma' olarak adlandırılan sürece geldik. Şarm eş-Şeyh'te yapılan anlaşmanın ilk aşaması yirmi maddeden oluşuyordu. Bunların arasında esir takası, insani yardımın ulaştırılması, çadırların, gıdanın ve ilaçların Gazze'ye sokulması, Filistin halkına yardım ulaştırılması, yeniden imar sürecinin başlatılması ve İsrail güçlerinin aşamalı olarak geri çekilmesine ilişkin maddeler vardı. Ancak israili hiçbir konuda bağlayan bir mekanizma kurulmadı ve israil de esir takasıyla ilgili madde dışında hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmedi. O sırada anlaşmanın şahitleri ve imzacıları vardı. Şarm eş-Şeyh'te Doğu'dan ve Batı'dan ülkeler ve devlet başkanları, Trump'la birlikte adeta sıraya girerek bu anlaşmaya imza attılar. Buna rağmen israil bu kişilere saygı göstermedi. Anlaşmaya imza atanlara, garantörlere, arabuluculara saygı göstermedi. İsrail bu suçları işlerken bir yandan da bütün dünyaya sırtını dönerek yeni bir suç işliyor ve giderek uluslararası takibata maruz kalan bir aktöre dönüşüyor. Bugün israili gerçekten bağlayabilecek tek taraf Trump ve Trump yönetimidir. Çünkü israili koruyan taraf Amerika'dır. Amerikan koruması olmasaydı israil Gazze'de veya başka herhangi bir yerde herhangi bir askeri kazanım elde edemezdi. Dolayısıyla Trump yönetiminin başkanlığındaki Barış Konseyi'nin israili yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlaması gerekirken, dosyayı bir kez daha israilin saldırganlığına ve yükümlülüklere uymamasına bıraktı. israil yine yükümlülüklerini yerine getirmedi. Şimdi yeniden arabulucuların katılımıyla Kahire'ye gittik. İkinci aşamaya geçilmesi konusunda anlaşmaya varıldı ve bir metin ortaya konuldu. Filistin direnişi bu metni kabul etti, ancak daha sonra israil bunu reddetti. Dolayısıyla Barış Konseyi şu anda neredeyse felç olmuş durumda ve israil açısından herhangi bir değeri kalmamış durumda.' dedi.

'Dünya kamuoyunun tamamında dışlanmış bir yapı haline geldi'

,Aksa Tufanı ile birlikte yaşanan gelişmeleri de değerlendiren el-Hindi, son olarak şu ifadeleri kullandı:

'Kahire'de yapılan anlaşmanın yürürlüğe girdiği günden bu yana israil Gazze'de yaklaşık bin 500 kişiyi şehit etti, 5 binden fazla kişiyi de yaraladı. İnsanların yaşadığı acılarda hiçbir değişiklik olmadı. Ne gıda konusunda ne su konusunda ne ilaç konusunda ne seyahat konusunda ne de başka herhangi bir konuda bir değişiklik oldu. Acılar olduğu gibi devam ediyor, hatta daha da arttı. Her gün bombalamalar sürüyor. Sanki israil seçimlerinin bedeli Gazze Şeridi'ndeki çocukların ve kadınların kanıyla, evlerin bombalanmasıyla ödeniyor. Dolayısıyla fiilen savaş devam ediyor. Şimdi ise bir aldatmaca söz konusu… Çünkü israil, Trump'ın 'tarihi' olarak nitelendirdiği bu anlaşmayı reddetti. Sahadaki herkesin şunu bilmesi gerekiyor: Savaş devam ediyor. Aksa Tufanı'ndan önce dünya, Filistin meselesinin sona erdiğini ve israile bırakıldığını, israilin de bu meseleyi istediği şekilde şekillendirebileceğini düşünüyordu. Batı'da da büyük bir aldatmaca vardı. Mesele sadece bölgeyle sınırlı değildi. İsrail, demokrasiye dair hiçbir nefes taşımayan çorak bir bölgede bir demokrasi vahası olarak sunuluyordu. Batı'nın ve Batı değerlerinin bir yansıması olduğu söyleniyordu. Bugün ise israil, dünya kamuoyunun tamamında dışlanmış bir yapı haline geldi. Bu yalnızca Avrupa ile sınırlı değil. İngiltere'nin israile karşı bazı tutumlar aldığını görüyorsunuz. israil ise sanki dünyada yaşanan değişimleri görmüyormuş gibi davranıyor. Şu an İngiltere Kudüs'teki büyükelçiliği kapatacağı şeklinde karşılık veriyor. Sanki dünyadaki değişimleri hiç görmüyor. Amerika'da da Trump'ın seçimleri kazanmasını sağlayan MAGA hareketi bugün bölünmüş durumda. Onlar da 'Gazze'de yaşananlar suçtur, soykırımdır. Amerikan yönetiminin yürüttüğü bu savaşlar ve savaş politikaları bizim çıkarımıza değildir' diyorlar. Bu, Gazze'de israile verilen büyük destek için de İran konusunda yürütülen savaşlar için de geçerlidir. Bu savaşlar Amerikan çıkarlarına hizmet etmiyor.' (İLKHA)

Kaynak: İLKHA