İlk insan Hz. Âdem’den bu yana insanlık, Yüce Allah’ın emirlerine, uyarılarına ve ikazlarına karşı zaman zaman duyarsız, ilgisiz, hatta tabiri caizse körleşmiştir. Bu duruma genel anlamda “gaflet” hâli denir. Bireyin gaflete düşmesi, Yaratıcısı olan Allah ile bağını koparması, O’nun sımsıkı tutunmamızı emrettiği bağı ve ipi bırakması ve emirlerinden habersiz yaşaması demektir. Bu son derece tehlikeli bir durumdur; çünkü pusulasını kaybeden bir geminin fırtınalı denizde savrulması gibi, insan da hayatın dalgaları arasında kaybolur.

Ancak daha da tehlikelisi, bu gaflet halinin bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir hâl almasıdır. Eğer bir toplumun büyük bir çoğunluğu bu duyarsızlığa kapılırsa, durum çok daha vahim bir boyut kazanır. Ne yazık ki bugün insanlık tam da bu noktaya gelmiş durumdadır.

İnsan, manevî anlamda Hak’tan ve hakikatten uzaklaşabildiği kadar uzaklaşmış; nefsin arzularına, dünyanın geçici zevk ve şehvetlerine kendini kaptırmıştır. Yaratılış gayesini unutan insan, adeta şeytanın oyuncağı hâline gelmiştir. Dünyevî çıkarlar uğruna feda edilmeyecek hiçbir manevî değer kalmamış gibidir.

Daha çok zengin olma hırsı gözleri kör etmiş, bu da gaflet içinde zenginleştikçe ahlaksızlaşan toplumların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Enbiyâ Suresi’nin ilk ayetlerinde buyurulduğu gibi:

"İnsanların hesap vakti (kıyamet günü) yaklaştı. Ancak onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmekte. Rablerinden kendilerine gelen her yeni öğüt ve uyarıyı ise sadece alay ederek dinlemektedirler. Kalpleri ise Kur’an’ı düşünmekten gafil, oyalanma içerisindedir."

Bugün geldiğimiz noktada, toplum olarak Kur’an üzerine düşünmeyi, onun anlamını kavramayı ihmal ettiğimiz için bu buhranın içine düşmüş bulunmaktayız. Yüce Allah ile kul arasındaki en sağlam bağ olan vahiy, maalesef insan tarafından büyük ölçüde terk edilmiştir. Kur’an’ın manası üzerine derinlemesine düşünülmemesi, toplumun bu manevî çökmüşlüğüne zemin hazırlamıştır.

İnsanlığın maddî ve manevî tüm hastalıklarının, sıkıntılarının yegane çözümü ve şifası; yeniden Kur’an’a dönmesi ve O'na yönelmesi ile mümkündür. Rabbimiz İsrâ Suresi 82. ayette bu ilâhî reçeteyi şöyle müjdeler:

"Biz, Kur'an'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz."

Toplumsal marazlar, ahlakî çöküntüler, sosyal bunalımlar ve Hakk’tan sapmaların tek şifa kaynağı yine Kelamullah ve insanlığın yegâne rehberi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine ve yoluna dönmesidir. Kalplerin ancak Allah’ı anmakla ve O'nun kelâmıyla huzur bulacağı gerçeği hatırlandığında, kurtuluşun başka hiçbir kapıda olmadığı da açıkça görülecektir.

"Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur"(Ra'd süresi 28)

Ayet, insan ruhunun ancak Yaratıcısına yönelerek emrettiği ettiği hayatı yaşayarak onu CC anarak gerçek huzuru ve tatmini bulabileceğini, maddi imkanlar veya dünyevi uğraşlar ne kadar çok olursa olsun kalpteki asıl boşluğun ancak Allah sevgisi ve zikriyle dolacağını ifade eder

Selam ve dua ile Allah'a emanet olun.

NAZMİ ORTAÇ