Türkiye’nin eğitim sistemi yıllardır sınavları, puanları ve başarı sıralamalarını tartışıyor. Fakat asıl soruyu yeterince cesur biçimde sormuyoruz ya da soramıyoruz.
Aynı puanı alan her öğrenci gerçekten aynı başarıyı mı göstermiştir?
Cevap açık: KOCAMAN HAYIR!
Bugün bir öğrencinin okuldan aldığı 90, başka bir okulda alınan 90 ile aynı akademik yeterliliği ifade etmeyebilir. Yani bu okulun devlet okulu olması ya da özel okul olması fark etmiyor. Zira çoğunlukla özel okullara yönelik bu eleştiri yapılıyor ama birçok devlet okulunda da durum aynıdır. O halde mesele özel okul ve devlet okulu değil. Asıl mesele okulların öğretmen kadrosu, öğrenci profili, fiziki imkânları, sosyoekonomik çevresi ve not verme kültürünün birbirinden farklı olmasıdır.
Buna rağmen öğrencilerin diploma notlarını büyük ölçüde aynı ölçekte değerlendirip bunu OBP üzerinden yükseköğretim yarışına taşımak, okullar arasındaki farklılıkların faturasını öğrenciye çıkarmaktır.
Bu kabul edilemez.
OECD (Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü)’nin PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) verileri de öğrencilerin akademik başarısında sosyoekonomik koşulların ciddi etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa’daki başarılı eğitim sistemlerinin önemli bir kısmı da yalnızca “herkese aynı ölçüyü uygulamak” yerine, fırsat eşitliğini güçlendiren mekanizmalar üzerinde duruyor.
İslam’ın adalet anlayışı ise meseleyi daha temel bir noktaya taşır. Kur’an-ı Kerim, “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi” emreder. (Nisâ/58)
Öğrencinin geleceğini etkileyen bir puanlama sistemi de adalet terazisinden bağımsız değildir.
Peki ne yapılmalı?
OBP (orta öğretim başarı puanı yani diploma notu)’yi kaldırmak yerine adaletli bir uygulamayı getirmek gerekiyor.
Birincisi diploma notlarının ülke genelindeki dağılımı ortak sınav sonuçlarıyla karşılaştırılmalı. Okulun not verme standardı ile merkezi ölçme sonuçları arasındaki fark belirlenmeli ve gerektiğinde istatistiksel ölçümleme yapılmalıdır.
İkinci olarak OBP, yalnızca okulun verdiği diploma notundan oluşmamalıdır. Ortak sınav performansı, temel akademik yeterlilikler ve öğrencinin yıllar içindeki gelişimi de hesaba katılmalıdır.
Üçüncü olarak, dezavantajlı bölgelerde eğitim gören öğrencilerin mağduriyetini azaltacak fırsat eşitliği düzenlemeleri yapılmalıdır. Ancak bu, öğrenciyi “bölgesinden dolayı avantajlı” hâle getirmek şeklinde değil, imkân farklılıklarını telafi edecek eğitim yatırımları ve desteklerle gerçekleştirilmelidir.
Dördüncü olarak, okul bazında not istatistikleri şeffaf biçimde yayımlanmalıdır. Bir okulda öğrencilerin büyük bölümü 90-100 bandında, başka bir okulda ise aynı başarı düzeyinde öğrenciler 70-80 bandında toplanıyorsa, sistem bu farkı görmezden gelemez.
MEB artık şu soruya cevap vermelidir: Aynı olmayan şartlarda verilen aynı notları, neden aynı başarı kabul ediyoruz?
Eğitimde adalet, herkese aynı sonucu vermek değildir.
Adalet; farklı şartlardaki öğrencilerin emeğini doğru ölçmek, hak ettiği karşılığı vermek ve hiçbir öğrencinin okulunun imkânsızlıkları nedeniyle geleceğinden mahrum bırakılmamasıdır.
Dolaysıyla mesele OBP’yi savunmak veya kaldırmak değildir.
Mesele, OBP’yi adaletli hâle getirmektir.
Çünkü o puanın arkasında sadece bir karne yok.
Bir öğrencinin emeği, ailesinin beklentisi ve geleceği var.
Ve devletin görevi, o geleceği tesadüflere değil, adalete emanet etmektir.