Mersin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Muzaffer İnneci ve öğrenciler 7 Ekim Aksa Tufanı'nın ardından Gazze ve Filistin meselesinde yaşanan değişimleri değerlendirdi.

İnneci 7 Ekim'in uzun yıllardır devam eden mücadelenin yeni bir merhalesi olduğunu söylerken, öğrenciler Kudüs ziyaretinde yaşadıklarını ve sosyal medyanın etkisine ilişkin gözlemlerini aktardı.

'7 Ekim yeni bir merhale'

Mersin Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Muzaffer İnneci, Filistin meselesinin 7 Ekim'de başlamadığını, 120 yıla yakın bir geçmişe sahip olduğunu söyledi. Filistinlilerin yıllar boyunca konferans, program ve söyleşiler aracılığıyla yaşananları dünyaya anlatmaya çalıştığını belirten İnneci, başka ülkelerdeki HAMAS ve Filistin temsilcilerinin de Kudüs, Mescid-i Aksa'nın siyasi statüsü ve Filistin'de yaşananlar konusunda anlatımlarda bulunduğunu ifade etti.

Mücadelenin yalnızca düşünsel boyutta kalmadığını, sahada da devam ettiğini belirten İnneci, yaşananların iki eşit ordu arasındaki bir savaş olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. İnneci, 'Bu bir soykırım. İki eşit ordu arasında yapılan bir savaş değil, bu bir soykırım. Ama yine de elleriyle, dilleriyle, canlarıyla, bedenleriyle, silahlarıyla vatanlarını korumak için ellerinden geleni yaptılar.' dedi.

7 Ekim öncesinde İslam dünyasının Filistin davasından uzaklaşmaya başladığını ve Orta Doğu'daki bazı devletlerin siyonist rejim ile normalleşme hazırlıkları yaptığını belirten İnneci, HAMAS ve Filistinlilerin bu sürecin önüne geçmek ve Filistin meselesinin Müslümanların gündeminden çıkmasını engellemek amacıyla 7 Ekim'de operasyon başlattığını ifade etti.

'Yoksa 7 Ekim'de hiçbir şey başlamadı. Aksa Tufanı yeni bir cihat değil, yeni bir savaş değil. Önceki devam eden mücadelenin sadece yeni bir merhalesi diyebiliriz.' diyen İnneci, Aksa Tufanı'nın devam eden mücadelenin yeni bir aşaması olduğunu ifade etti.

'Mesele sadece toprak mücadelesi değil'

İnneci, Filistin'deki mücadelenin yalnızca toprakla sınırlı olmadığını belirterek, siyonist rejimin Filistin topraklarının tamamını ele geçirmesi durumunda dahi genişleme politikasının devam edeceğini ifade etti. Bu kapsamda Ürdün, Lübnan ve Suriye'nin yanı sıra Türkiye topraklarının da 'Arz-ı Mevud' anlayışı içerisinde bulunduğunu belirten İnneci, Mersin-Adana ve Çukurova bölgesinin de bu kapsamda değerlendirildiğini ifade etti.

İnneci, 'Dolayısıyla Aksa Tufanı bizim için sadece yerel bir mücadele değil ve sadece bir toprak müdafaası değil. Şu an oradaki mücahitlerin yaptığı bu mücadele tamamen bir İslam mücadelesidir. İslam sancağının, İslam bayrağının, İslam'ın izzetinin, ümmetin şerefinin ve onurunun yere düşmemesi için verdikleri bir mücadeledir.' ifadelerini kullandı.

'Aksa Tufanı birçok maskeyi düşürdü'

7 Ekim'in farklı kişi ve çevrelerin Filistin meselesine yaklaşımını daha görünür hale getirdiğini belirten İnneci, bazı çevrelerin Filistin davasında samimi olduğunu, bazı çevrelerin ise meseleyi istismar ettiğini belirtti. Özellikle Orta Doğu'daki siyasi aktörlerin Filistin konusundaki tutumları ile siyasi, ekonomik, tarihi, diplomatik ve bürokratik ilişkileri arasında farklılık bulunduğunu ifade eden İnneci, Avrupa'da da Filistin konusunda çeşitli sivil hareketlerin ortaya çıktığını söyledi.

İnneci, insanların kendi vergileriyle siyonist rejime finansal destek verilmesini kabul etmediğini belirterek, Filistin meselesinin artık yalnızca Müslümanlar tarafından takip edilmediğini ifade etti. Hristiyanların da Filistin meselesine yönelik bakışlarının değiştiğini belirten İnneci, 7 Ekim'in Batı'daki İslamofobi çalışmalarını da etkilediğini ifade etti. Hollywood filmleri, sosyal medya ve algoritmalar üzerinden oluşturulduğunu düşündüğü Müslüman profiline karşı insanların yaşananları doğrudan görmeye başladığını belirten İnneci, Batı'da Müslümanlara yönelik yaklaşımın değiştiğini ifade etti.

'İslam Batı'dan yeniden doğabilir'

İnneci, İslam dünyasının bugün bölünmüş ve parçalanmış bir görüntü verdiğini belirterek, buna rağmen Müslümanların büyük bir potansiyel taşıdığını söyledi. Kur'an-ı Kerim'deki Nasr Suresi'ne atıfta bulunan İnneci, İslam'ın yeniden güç kazanmasının hangi toplum veya coğrafya üzerinden gerçekleşeceğinin önceden bilinemeyeceğini ifade etti. 'İslam Batı'dan yeniden doğabilir, Batı yeniden, İslam'ın güneşi yeniden Batı'dan doğabilir diye düşünüyorum.' diyen İnneci, Müslümanların sahip olduğu potansiyeli fizikteki 'potansiyel enerji' kavramıyla açıkladı.

Bir barajda biriken suyun harekete geçmesiyle potansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşmesini örnek gösteren İnneci, İslam ümmetinin de büyük bir potansiyel enerji taşıdığını belirtti. İnneci, 'Ben her ne kadar İslam ümmeti üzerinde bir ölü toprağı atılmış gibi görünse de müthiş bir potansiyel enerjiye sahip olduğuna inanıyorum. Bunun bir kinetik enerjiye dönmesi gerekiyor ve bunun için de bir hareket başlaması gerekiyor.' dedi.

Bu hareketin ne zaman, nasıl ve kimin liderliğinde başlayacağını bilmediğini belirten İnneci, İslam ümmetinin sahip olduğu potansiyelin aktif hale gelmesi durumunda Müslümanların gücünün bütün dünya tarafından görüleceğine inandığını söyledi.

İlahiyat Fakültesi öğrencisi Harun Oruç ise Filistin'de yaşananların 7 Ekim'de başlamadığını belirterek, Aksa Tufanı'nın daha önce yeterince gündeme gelmeyen gelişmeleri yeniden dünya kamuoyunun gündemine taşıdığını söyledi.

Oruç, yaşananların iki taraf arasında yürütülen bir savaş olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, 'Savaş 7 Ekim'den çok önce başladı. Bu bir savaş da değil aslında. Çünkü savaş dediğin iki taraflı olur. Yalnızca bir tarafın bombalandığı, bir tarafın öldürüldüğü, bir tarafın vicdansızca katledildiği bir şey değildir. Bu bir soykırımdır aslında.' dedi.

7 Ekim öncesinde Filistin'de yaşananların farklı şekilde aktarıldığını belirten Oruç, Aksa Tufanı'nın 'uyuyanları uyandırdığını' ifade etti. 7 Ekim öncesinde de havadan, karadan ve denizden saldırıların bulunduğunu belirten Oruç, Gazze'nin abluka altında olduğunu, yiyecek ve içeceklerin kısıtlandığını, insanların barınma ve gıda gibi temel ihtiyaçlarının ellerinden alındığını söyledi. Oruç, 7 Ekim sonrasında Filistin meselesinin daha geniş bir kamuoyunun gündemine girdiğini belirterek, daha önce masalarda kısa sürelerle konuşulan katliam, savaş ve soykırımın, sonrasında bütün dünyanın gündemine taşındığını ifade etti.

Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın Müslümanlar açısından önemine de değinen Oruç, buranın İsra ve Miraç hadisesinin gerçekleştiği mekân ve ilk kıble olması nedeniyle Müslümanlar açısından önemli olduğunu belirterek, 'Yalnızca bir toprak meselesi değil, bir namus, şeref ve din meselesidir. Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin.' ifadelerini kullandı.

'Kudüs'te yaşananlara canlı şahit olduk'

İlahiyat Fakültesi öğrencisi Aydın Alp ise 7 Ekim Aksa Tufanı'nın Filistin meselesinin yalnızca Müslümanların değil, bütün insanlığın meselesi olduğunu gösterdiğini söyledi. Avrupa, Amerika, Kanada, Fransa ve İspanya'da Filistin'e yönelik yürüyüş ve gösteriler düzenlendiğini belirten Alp, bu gelişmelerin daha önce üzerinde daha az durulan Filistin meselesini daha geniş ve önemli bir konu haline getirdiğini ifade etti.

Yaklaşık bir ay önce Kudüs'e gittiğini belirten Alp, yıllardır televizyon ve telefonlardan takip ettiği gelişmelere bu kez doğrudan tanıklık ettiğini söyledi.Alp, Kudüs'e giriş sırasında yaşadığını belirttiği uygulamaları şöyle anlattı: 'Uzun zamandır, yıllardır telefonlarda, televizyonlarda gördüğümüz zulmü bir de canlı olarak kendi gözüme görme şansına sahip oldum. Orada sınırda olsun, Mescid-i Aksa'ya giderken olsun bize çıkarılan sorunlar, problemler, zorlamalar gerçekten utanç vericiydi.'

Sınırda 2-3 saat bekletildiklerini, telefonlarının kontrol edildiğini ve çeşitli sorgulamalardan geçirildiklerini belirten Alp, Mescid-i Aksa'ya giriş sırasında da çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını söyledi.

Batı Şeria'da zeytin hasadı sırasında işgalcilerin saldırıları arttı
Batı Şeria'da zeytin hasadı sırasında işgalcilerin saldırıları arttı
İçeriği Görüntüle

Alp, 'Sınırda 2-3 saat bekletilmeler, telefonlarımıza bakılması, türlü türlü sorgulamalar gerçekten yıpratıcıydı. Ve sınırdan sonra da Kudüs'ün içinde Mescid-i Aksa'ya girerken çıkarılan zorluklar, Türk olduğumuzu söyleyince, hatta Yahudi olmayınca direkt zaten onların görüşüne göre bir kindarlığa sebep oluyoruz. Bu yüzden gerçekten kötü bir durumla karşı karşıya kaldık.' ifadelerini kullandı.

Filistinlilerle görüşme

Kudüs ziyaretinde Filistinlilerle de görüştüğünü belirten Alp, çoğu kişiyle oturup nasıl düşündüklerini ve neler hissettiklerini konuştuklarını söyledi. Filistinlilerin yaşadığı sıkıntıları daha önce televizyonlardan gördüklerini ancak doğrudan kendilerinden dinlemenin farklı olduğunu ifade eden Alp, 'Yani canlı şahit olduk.' dedi.

Müslümanların Filistin konusunda daha fazla birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini belirten Alp, Müslüman olmayan insanların da Filistin halkı için ellerinden geleni yaptığını söyledi. Alp, Müslümanların yaşananlar karşısında sessiz kalmasını 'utanç verici' olarak nitelendirerek, boykot ve sosyal medya paylaşımları gibi küçük görülen adımların da önem taşıdığını ifade etti.

Hazreti İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca örneğini veren Alp, insanların imkânları ölçüsünde Filistin konusunda bir şeyler yapması gerektiğini belirtti.

'7 Ekim bir kırılma noktası oldu'

Filistin meselesinin 7 Ekim'de başlamadığını belirten Alp, sorunun 50-60 yıl öncesine dayandığını söyledi. 1948 sonrasında yaşananlara ilişkin kendi değerlendirmesini aktaran Alp, havadan, karadan ve denizden gerçekleştirildiğini belirttiği saldırılar ile kimyasal bombaların kullanılmasına değindi. Alp, 'Katliamların, ölümlerin adeta bir patlamasıydı, öfke patlamasıydı. Ve bundan mütevellit 7 Ekim gerçekten bir şey oldu, kırılma noktası oldu Filistin halkı adına.' dedi.

7 Ekim sonrasında Filistin meselesinin artık yalnızca Müslümanların değil, bütün dünyanın gündemi haline geldiğini belirten Alp, daha önce kısa sürelerle konuşulan konunun artık uzun toplantı ve müzakerelerde ele alındığını söyledi. Alp, Müslümanların bu süreçten sonra birlik ve beraberlik içerisinde olması gerektiğini ifade etti.

'Sosyal medya yaşananları dünyaya ulaştırdı'

İlahiyat Fakültesi öğrencisi Abdulvalid ise Dağıstanlı olduğunu ve Rusya'dan geldiğini belirterek, 7 Ekim öncesinde Gazze meselesinin Rusya'daki televizyonlarda fazla yer almadığını söyledi.

7 Ekim sonrasında sosyal medyanın etkisiyle Gazze'deki olayların, patlamaların ve sivillerin ölümlerinin kendilerine kadar ulaştığını belirten Abdulvalid, sosyal medyanın yaşananları dünyaya anlatabilmek için önemli bir araç haline geldiğini ifade etti. Türkiye'ye gelmeden önce Gazze konusunda daha az bilgi sahibi olduğunu belirten Abdulvalid, arkadaş çevresi ve sosyal medya paylaşımları sayesinde yaşananları daha yakından takip etmeye başladığını söyledi.

Abdulvalid, 'Daha iyi anlatmam lazım bu olayları. Herkes bilsin, herkes duysun, öğrensinler. Bir paylaşımdan ne çıkar diye demeyin.' dedi.

Sosyal medya paylaşımlarının dünyanın farklı bölgelerinde insanlara ulaştığını belirten Abdulvalid, insanların yaşananları ve ölümleri gördükçe Filistin konusundaki düşüncelerinin değiştiğini ifade etti.(İLKHA)

Kaynak: İLKHA