HDP Genel Merkezi ve dönemin eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın yaptığı sokak çağrılarıyla başlayan provokasyonlar, masum insanların hayatına mal olurken, bölge halkının on yıllardır maruz kaldığı terör baskısının en barbar ve acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Bu olaylar, PKK’nin ve siyasi uzantılarının söylemlerinde iddia ettikleri gibi "Kürt halkının hak savunucusu" değil, aksine Kürt halkının iradesine, inancına, geleceğine ve en temel yaşama hakkına düşman bir yapılanma olduğunu kanıtlayan tarihi bir kırılma noktasıdır.

Provokasyonun Gerekçesi ve Arka Planı: HDP'nin Çağrısı ve "Her Yeri Kobani'ye Çevirme" Bahanesi

Suriye’deki çatışmaları ve DEAŞ’ın Kobani’ye yönelmesini bahane ederek HDP yönetimi tarafından yapılan "sokağa çıkın" ve "her yeri Kobani'ye çevirin" çağrıları, bölgede adeta bir katliam fermanı niteliği taşıdı. HDP MYK'sının yazılı bildirisi, Eş Genel Başkanların ve parti teşkilatlarının açıklamaları, bölge insanını açıkça hedef gösterdi.

2011 yılından itibaren İmralı'dan gönderilen talimatlarla öz savunma adı altında İslami STK'lara yönelik saldırıların fitili ateşlenmişti. 2014’ün Eylül ayında, Kobani olayları bahanesiyle merkez üs olarak seçilen Diyarbakır’a ve diğer bölge illerine çok sayıda silah, mühimmat ve militan taşındı.

Sokaklara dökülen gözü dönmüş terör yandaşları; kamu binalarını, okulları, ibadethaneleri, hastaneleri ve esnafın dükkânlarını ateşe verdi. Olaylarda 197 okul, 165 belediye binası veya aracı, 261 banka, 729 sivil araç, 1731 ev ve iş yeri hasar gördü ya da kullanılamaz hale geldi. Toplam maddi zarar 300 milyon liranın üzerindeydi.

Yaklaşık bir hafta süren olaylarda 39 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı. En büyük zararı ise yine bölgenin dindar insanları gördü.

6 8 Ekim Katliamının Karanlık Anatomisi Pkk Hdp Barbarlığı, Yasin Börü Ve Şehitlerin Destansı Direnişi (3)

Kürt Halkının Gerçek Düşmanı PKK: Biat Etmeyeni Yok Etme Politikası

PKK terör örgütü, kurulduğu günden bu yana kendisine biat etmeyen, kendi ideolojik kalıplarına girmeyen Kürt halkını her zaman "hedef" olarak gördü. Bölge insanının inancına, geleneklerine ve değerlerine yabancı olan bu yapı; 90'lı yıllardaki Susa ve Başbağlar katliamlarından tutun da 6-8 Ekim'de dindar insanları, tesettürlü kadınları, camileri ve Kur'an kurslarını hedef almasına kadar her eyleminde Kürt halkının gerçek düşmanı olduğunu kanıtlamıştır.

Kürt halkının dini değerlerine, Peygamber sevgisine (12 Şubat 2006 Diyarbakır Peygambere Saygı Mitingi'nde olduğu gibi) ve İslami STK'ların yürüttüğü hayır faaliyetlerine tahammül edemeyen PKK/HDP hattı, bölgedeki İslami potansiyeli tasfiye etmek için uluslararası odakların ve karanlık planların taşeronluğunu üstlenmiştir.

Adım Adım Vahşet: Eylül ve Ekim Aylarındaki Kronolojik Saldırı Dalgası

6-8 Ekim olayları ansızın patlak veren eylemler değildi; aylar öncesinden planlanmış ve adım adım örülmüş bir katliam silsilesiydi. Eylemler patlak vermeden hemen önce ve o günlerde bölge genelinde en az 72 organize saldırı gerçekleşti:

  • 28 Eylül 2014 (Mersin & Şanlıurfa): Mustazaflar Cemiyeti Mersin Şubesi'ne molotoflu ve ses bombalı saldırı düzenlendi. Aynı gece Hilvan'da HÜDA PAR ilçe binası taşlandı.
  • 2-4 Ekim 2014 (Diyarbakır & Tarsus): Yusufi-Der'e saldırı girişimi yaşandı. Tarsus'ta yasal izinle kurban derisi toplayan Mustazaflar Cemiyeti gönüllülerine sopalı ve taşlı saldırılar düzenlendi.
  • 6 Ekim 2014 (Kızıltepe & Batman): Kızıltepe HÜDA PAR binası taşlandı; Batman'da sakallı olduğu gerekçesiyle Sasonlu çoban Yakup Çelik 15 yerinden bıçaklandı.
  • 7-8 Ekim 2014 (Bölge Geneli): Diyarbakır'da Köy-Der ve Cami-Der kuşatıldı. Adana, Van, Batman, Mardin, Şanlıurfa, Siirt, Bingöl, Muş ve Bitlis'te parti binaları, dernekler, İslami kimlikli şahısların evleri, dükkanları ve Kur'an kursları ateşe verildi. Nusaybin, Dargeçit, Kızıltepe ve Cizre'de esnaf yağmalandı, araçlar kundaklandı.

6 8 Ekim Katliamının Karanlık Anatomisi Pkk Hdp Barbarlığı, Yasin Börü Ve Şehitlerin Destansı Direnişi (2)

Yasin Börü ve Arkadaşları: Vahşetin Simgesi ve Budistçe Barbarlık

6-8 Ekim olaylarının vicdanlarda ve tarihte en derin yarayı açan boyutu, Diyarbakır'da ihtiyaç sahibi ailelere Kurban Bayramı vesilesiyle et dağıtan saf ve temiz gençlerin vahşice katledilmesiydi.

  • Yasin Börü (16 yaşında, lise öğrencisi)
  • Hasan Gökgöz (25 yaşında, kuruyemişçi, 2 çocuk babası, eşi 9 aylık hamileydi)
  • Riyad Güneş (26 yaşında, 2 çocuk babası)
  • Hüseyin Dakak (19 yaşında)
  • Turan Yavaş (Köy-Der üyesi, evli ve 2 çocuk babası)
  • Cumali Güneş (30 yaşında, Şanlıurfa'da sağlık memuru, cebinden kurban eti dağıtılacak muhtaçların listesi çıktı)

Tanıkların Dilinden Katliam Gecesi ve Öz Turan-3 Apartmanı'ndaki Vahşet

Selahattin Demirtaş'ın çağrısıyla sokaklara inen PKK/HDP'liler her yeri Kobani'ye çevirmek üzere Müslüman Kürt halkına karşı büyük bir kıyıma girişti. Ellerinde kurban eti ihtiyaç sahiplerinin kapılarını aşındıran gençler linç edildi, sakallı insanlar, tesettürlü kadınlar hedef alındı, cami ve Kur'an kursları ateşe verilip yağmalandı. Yaşanan saldırıların en önemli merkezi ise Diyarbakır olmuştu.

Diyarbakır'da Yasin Börü, Hüseyin Dakak, Hasan Gökgüz ve Riyat Güneş vandallar tarafından acımasızca katledildi.

Yusuf Er Anlatıyor

Vahşet dolu olayın canlı tanığı olan ve 27 bıçak darbesi, 2 kurşun yarası ile kurtulan Yusuf Er'in ifadeleri o gün yaşanan vahşetin boyutunu ortaya koyuyor.

Kurban eti dağıtmak üzere Diyarbakır merkez Bağlar ilçesine gittiklerini söyleyen Er, şunları söylüyor:

"Son grup olarak kurban etlerimizi dağıtırken PKK/HDP'liler bize ‘Kimsiniz ne arıyorsunuz burada?' diye soru sormaya başladı. Biz de ellerimizdeki kurban eti poşetlerini gösterip muhtaç ailelere et dağıttığımızı söyledik. Muhtemelen sakalımız olduğu için bize ‘IŞİD'çi' dediler ve bizi yakalamaya çalıştılar. Biz IŞİD'çi olmadığımızı, bilakis Kobanili ailelere de kurban eti dağıttığımızı söyledik. İçlerinden biri ‘Bunların hepsi aynıdır, ha İŞİD ha bunlar fark etmez' diyerek çeteleri bize doğru yönlendirdi. Bu sırada Yasin Börü ve arkadaşları 10-15 kişilik bu PKK'li grubun, sakallı bir genci darp ettiklerini, o gencin de kendisinin IŞİD ile bir ilgisinin olmadığını anlatmaya çalıştığını görürler. Hasan Gökgöz ve Riyad Güneş, kan revan içinde kaldığı için tanınmayacak duruma gelmiş bu gencin dernek gönüllülerinden M.A. olduğunu görür. Hasan ve Riyat, PKK'li çetelere bu genci tanıdıklarını, kendileri gibi M.A.'nın da IŞİD'le bir ilgisinin bulunmadığını, gencin serbest bırakılmasını ve kendilerinin de kurban dağıtımı için engellenmemelerini isterler. PKK'liler ise ‘Konuşmayın lan! Şimdi sizi de bunun gibi geberteceğiz' deyip M.A.'nın kafasına ve sırtına bıçak batırmaya devam ederler. Üzerlerine doğru gelen PKK'lilerin kendilerini de M.A. gibi kan revan içinde bırakacaklarını anlayan Hasan Gökgöz ve Riyad Güneş kanlar içinde kalmış M.A.'yı çekerek kurtarmayı, henüz çevredeki diğer PKK'liler gelmeden kaçmayı planlarlar. Hasan ve Riyad ‘Allah'tan korkmaz mısınız, bunun da bizim de IŞİD'le bir ilgimiz yok' diyerek M.A.'yı çetelerin ellerinden çekip kurtararak kaçarlar."

Yusuf Er, saldırgan grubun bulundukları binayı kuşatmalarının ardından gelişen olayları ise şöyle anlatır:

"Binaya girer girmez, binanın dış kapısını kapattık. Işığın sönmesini bekledikten sonra, iki kat yukarı çıktık. Bina yöneticisi yaşlı bir bayan bizi gördü ve ‘Bu binadan çıkın, dışardakiler gelip kapımı kırarlar' gibi bir şeyler söyledi. Biz de ‘Teyze, sakin ol! Biz sadece kurban eti dağıtıyoruz. Bak bu çeteler bizim peşimizdeler, bizi öldürecekler ve eğer kapınızı kırarlarsa biz size yeni bir kapı yaptırıp takarız. Dışarıdakiler bizi IŞİD üyesi olarak itham edip kovalıyorlar. Onlar gitsin binadan çıkacağız' dedik. Tabi yönetici bizi dinlemedi ve binadan çıkmamız için bize baskı yapmaya başladı. Yönetici kadının çocukları geldi ve annelerini dairelerine alıp içeri girdiler. O sırada bir kat daha yukarı çıktık ve bizi gören bir bayan bize acıdı ve ‘Gelin benim evimde saklanın' deyip bizi 3'üncü kattaki dairesine alıp kapılarını kilitledi. Dairenin biri panjur diğeri çelik kapı olmak üzere iki kapısı vardı. Eve girdik ve bir odaya geçtik. Kadın bize su getirdi, su içtik. Yukarı katlardan biri bizleri arayan dışarıdaki gruba ‘IŞİD'çiler bu binada' diye seslenince bina kapısına ateş edip açtılar. Çeteler, hızla çatıya çıktı. Binaya girdiğimizi haber aldıkları için çatıda olduğumuzu düşündüler. O esnada PKK'liler, apartmanın bütün dairelerini tek tek kontrol ediyorlardı. Bunun üzerine ev sahibi kadın 155 Polis imdat hattını defalarca arayarak bizlerin PKK'liler tarafından katledilmeye çalışıldığını haber vererek yardım talebinde bulundu. Sosyal medyaya da yansıdığı üzere (FETö'cü olup olmadığı araştırılması gereken) polisler kadının yalvarışını ciddiye almadı. Polis bizi kurtarmak için kılını kıpırdatmadı."

Sığındıkları evin hanımının eşinin de bu arada eve geldiğini söyleyen Yusuf Er, onunla aralarından aralarında geçen diyalogu şu sözlerle anlattı:

"Bizi evinde korumaya çalışan kadının kocası yarım saat sonra, kapıyı çalmadan sessizce, anahtarla açtı ve içeriye girdi. Sonra bize ‘Siz kimsiniz' der demez, bıçağını çekti. Daha sonra da bize İŞİD'çi muamelesi yapıp, kapıyı açmaya ve bizi daireden atarak çetelerin eline vermek istedi. Başta Hüseyin olmak üzere hemen onunla kapı arasına girip daire kapısını açmasına mani olduk. Kapıyı açmaması için yarım saatten fazla ev sahibiyle konuşup ikna etmeye çalışıyorduk. Bizi dinlemesi için bir çare arıyorken, tam o esnada babam beni aradı. Ben de arkadaşlarımla içinde bulunduğumuz durumu babama anlattım ve ev sahibinin bizi dışarı atıp çetelerin eline vereceğini söylediğimde babam ‘Telefonu ev sahibine ver' dedi. Ben de telefonu ev sahibine verdim. Babam onunla konuşunca biraz ikna olmuş gibi oldu.

Şehit Hasan Abi bize bir öneri sundu ve ‘Ev sahibi dışarıdakilere telefon açsın, binayı boşaltıp terk etmelerini söylesin. Biz de gidelim' dedi. Bunun üzerine ev sahibinden dışarıdakileri arayıp binayı terk etmelerini ve bizim de buradan çekip gideceğimizi söylemesini istedik. Ev sahibi de dışarıdaki birini telefonla aradı. O arar aramaz daire kapısının önündeki birinin telefonu çaldı -demek ki hepsi birbirini tanıyor, diye düşündük- Ev sahibi ona ‘Aradıklarınız benim dairemdeler. Siz binayı terk edin, bunlar da çıkıp gidecekler' dedi ve telefonu kapattı. Telefon kapanır kapanmaz, ev sahibinin kendisiyle görüştüğü şahıs, yönettiği çetelere seslenerek ‘gelin IŞİD'çiler bu evdeler' dedi. Saldırganlar kapıyı çaldı ancak açmadık."

Saldırgan grubun bir süre sonra saklandıkları evi tespit ettiğini ifade eden Er, sözlerine şöyle devam ediyor:

"O esnada kapıyı kırmaya başladılar, panjurun anahtarına silah sıkarak kırdılar. Biz kurban eti dağıtan 5 kişi artık buradan sağ-sağlam bir çıkışın olmadığını anladık ve hepimiz birbirimizle helalleştik. Çeteler panjurlu kapıyı kırar kırmaz, biz de kapıdan uzaklaşmaya başladık ki kapıyı kırarlarsa kimseye zarar gelmesin. Çünkü dışardan gelen seslere göre, biri diğerlerine ‘Dinamit getirin, kapıyı havaya uçuralım' diyordu. Onların bu konuşma sesleri bize net olarak geliyordu. Biz de onların dinamitle kapıyı uçurma ihtimaline karşı, kapıdan uzaklaştık. Sırtımız mutfak tarafına ve yüzümüz de daire kapısına bakıyordu. Biz hem ev sahibiyle konuşuyor ve hem de dışardaki çetelerin konuşmalarını dinliyorduk. Saldırı anında çevredeki bir iki balkonda tencere, tava ve kaşıklarla demirlere vuranlar ve zılgıt çekip ‘öldürün onları, o evde kimseyi sağ bırakmayın' dediklerine şahit olduk. Tabi çeteler de bu zılgıt ve tezahürat sloganları arasında daha da vahşileşiyor ve sanki öldürme içgüdüleri daha bir kabarıyor ve kapıya daha fazla yükleniyorlardı. Biz hem ev sahibi ile konuşup, hem de kapının dışında olan biteni dinlerken, bizim bu gafletimizden faydalanan saldırganlardan biri (U.D.) diğer çete üyelerinin yardımıyla üst kattaki daireden ip sarkıtıp bulunduğumuz dairenin mutfağına inmişti. Bizim bundan haberimiz yoktu. Üst kattan iple inen kişi bize yaklaşıp ‘Kimsiniz?' der demez silahla ateş etmeye başladı. İlk ateşte, Şehit Hasan'ı vurdu. Hasan Abi bize ‘Yaralandım' diye seslendi. Hüseyin, Riyad ve Yasin yaralanan Hasan abiyi sürükleyerek banyoya çektiler."

Silahlı saldırganın kendisine yöneldiğini söyleyen Er, evin içinde yaşanan hengâmeyi anlatmaya şöyle devam ediyor:

"Ön tarafta ben kaldım, bana da silah sıkınca lavaboya doğru kaçtım. Sol çaprazda eli silahlı olan kişi vardı. Ben o esnada dairenin lavabosunun kıyısına sığınmıştım. Sağımda bir çek-pas sapı gördüm ve onu elime aldım. Yaklaşmasın diye ona doğru çek pası sallamaya başladım. Hemen yanımda bir sıvı deterjan kutusu vardı. Onu da aldım ve eli silahlı olan PKK'li şahsa doğru fırlattım. Benim deterjan kutusunu fırlatmamla birlikte, içeri silahla balkondan giren şahsın silahı elinden düştü ve silahı elinden düşer düşmez, hiç telaş edip paniklemeden belinden ikinci bir silah çekti. O esnada ben sopayı ona doğru sallamaya devam ediyordum. Ancak aklım Hasan Abi'de kalmıştı. Hem sopayı ona karşı sallıyor hem de Riyad Abi'ye ‘Riyad Abi! Hasan Abi'nin durumu nasıl?' diye soru-yordum. Riyad ile konuşurken saldırgan benim bir boşluğumu yakaladı ve ikinci silahıyla bana ateş etti. Kurşun hem elimi ve hem de bacağımı yaraladı. Kurşun yarası aldığım gibi, ben de lavaboya koştum. Bana silah sıkıldığı esnada ev sahibi, anahtarı silahlı kişiye fırlattı. Ev sahibi eş ve çocuklarını alıp bir odaya girdi. Anahtarı alan o şahıs, daire kapısını açıp dışardaki bütün o çeteleri içeriye aldı."

"Çetelerin şehitlere vurduğu darbelerin şiddetinin sesini net olarak duyuyordum. Çetelerin ‘öldürün, sağ bırakmayın' sesleri de evde yankılanıyordu. Yaklaşık olarak 10-15 dakika boyunca silahlarla, bıçaklarla, satırlarla ve keserlerle, arkadaşlarıma vura vura delik deşik ettiler. Sonra bir PKK'li ‘halen yaşıyor mu? Pencereden aşağı atın, gebersinler' dedi. Gündüz beraber kurban eti dağıttığımız arkadaşlarımı yaralı halleriyle 3'üncü kattan aşağıya attılar. Sonra çeteler tam daireden çıkacakken, yukarı kattan eve ilk giren kişi ‘lavaboda bir kişi daha var, yaralıdır' dedi. Sonra lavaboya yöneldiler ve kapıyı içerden kapattığım için onlar da kapının camını kırdılar. Cam kırılır kırılmaz, çeteler camın kırıldığı yerden bana ellerindeki aletlerle uzanıp vurmaya çalışıyorlardı. Ulaşamayınca bana ‘çık sana karışmayacağız' dediler. Ancak dışarı adımımı atar atmaz birisi sırtıma bıçak sapladı. Lavaboya geri kaçtım. Bana ulaşmakta zorlanınca, kapıyı zorladılar ve lavabonun kapısını da kırıp, içeriye girdiler. İçeriye sadece birkaç kişi girebildi. İçeri girenler, ellerindeki sopa, satır, bıçak ve keserlerle bana vurmaya başladılar. Birisi satırla saldırınca ayağımı kaldırıp kendimi korumaya çalıştım. Ama satır, ayağımı kesti. Başka biri sopayla vuruyordu. Bir diğeri de kafama bıçak saplıyordu. Bıçağın ucunu kafama vurup çekiyordu. Her tarafımdan kan akıyordu. Çetelerin o yoğun darbeleri neticesinde sendeledim. Sonra içlerinden biri karnımın boşluğuna bir tekme vurur vurmaz yere düştüm. Yere düştüğüm gibi çeteler ellerindeki bıçakları kafama batırmaya başladılar. Daha sonra tutup lavabodan çıkardılar."

6 8 Ekim Katliamının Karanlık Anatomisi Pkk Hdp Barbarlığı, Yasin Börü Ve Şehitlerin Destansı Direnişi (1)

"Beni salona aldıkları zaman, katiller üzerime çullanmaya ve bana ölümcül darbeler vurmaya başladılar. Salondakiler şöyle diyordu ‘çekilin, biz vurmadık, biz de vuralım.' Bazıları bana bıçak batırıyor, bazıları da sopa, satır ve keserle vuruyordu. Onların bu ölümcül darbeleri sonucunda, bayılmıştım. Bir ara sol tarafımda müthiş bir acı hissettim ve o acı beni kendime getirdi. Ciğerime saplanan o bıçağın acısıyla kendime geldim. Bir de baktım ki çeteler beni havaya kaldırmış. Onlar beni de üçüncü kattan atmak üzereler. Çetelerin ellerinden kurtulmak için çırpındım ve çeteler beni zapt edemedikleri için yere düşürdüler. O yaralı halimle ve vücudumda onlarca bıçak darbesi ve kurşun yarasına rağmen, bir boşluk bulup merdivenleri gözüme kestirdim. Çetelerin elinden kurtulup can havliyle kapıya ve ardından da merdivenlerden aşağıya doğru koşmaya başladım. Benim merdivenlere doğru koştuğumu gören çeteler de peşimden koşarak beni yakalamaya çalıştı. Merdivenlerde kimsenin olmaması beni şaşırttı. Zira bizi kovalayan o kalabalık çetelerin çekip gitmeleri düşüncesi bana mantıksız göründü. Zaten aşağı indiğimde de sorumun cevabını buldum."

"Zemin kata kadar koştuktan sonra baktım ki çeteler binanın kapısının önüne yığılmıştı. Bunun için binanın dışına çıkamadım, kendimi binanın merdivenlerinin altındaki küçük boşluğa attım. Zaten kapıdaki çeteler de beni görmüş ve bana doğru gelmeye başlamışlardı. Merdiven altında da darp edildim. Orası çok dar bir yerdi. Çeteler bana yetişmek için uzanmak zorunda idiler. Onlar bana uzanmak isteyince ben ayaklarımı sallıyor, kendimi el ve ayaklarımla müdafaa etmeye çalışarak çeteleri yanıma yaklaştırmamaya gayret gösteriyordum. Çeteler bu şekilde bana yetişemeyince, bu kez çek-pas sapının ucuna bıçaklarını bağlayıp, o sapları uzaktan bana mızrak gibi saplamaya başlamışlardı. Onların bu bıçaklı saldırısı ve öncesinde aldığım yaralardan akan kan kaybımdan dolayı takatim kesildi. Bunu fırsat bilen çeteler beni ayaklarımdan tutup dışarı çektiler. Beni yakalayan saldırganlardan biri ‘öldürelim' diğeri ise ‘öldürmeyelim, sağ bırakalım da diğerlerine ibret olsun' dedi. ‘öldürelim' diyen kişi ‘elini ayağını bağlayın ve getirin' diye seslendi. -Bu kişi sonradan öğrendiğime göre ev sahibinin babası imiş ve bir süre tutuklu kaldıktan sonra hâkimleri kandırıp serbest bırakılmış- Sonra iki kişi koluma girdi ve beni binadan dışarı çıkardılar. Manzara dehşet vericiydi. Manzarayı görünce ayaklarımın bağı çözüldü. Dışarıda, arkadaşlarımın binadan aşağı atılıp bedenlerinin parçalanmış hallerini gördüm ve dehşete kapıldım. Yerde yatan arkadaşlarımın cesetleri yakılmış, kafaları ezilmişti. İlk önce Şehit Hasan'ı gördüm yüz üstü yerde yatıyordu yukarıdan kafa üstü aşağı atmışlardı. Sonra diğerlerini de gördüm hepsini linç ederek yukarıdan aşağı atmışlardı. Etrafı yanık et kokusu sarmıştı. Çünkü arkadaşlarımın vücuduna benzin döküp, Budistçe yakmışlardı."

"Dışarı çıkarıldığımda bana yine sopalarla vurmaya başladılar. Birdenbire içlerinden biri arkadan bana bir tekme atarak, ‘Haydi git. Seni serbest bırakıyoruz' dedi. Çetelerin beni serbest bırakmasına hayret etmiştim. Ama madem beni bırakmışlardı, ben de var gücümle oradan koştum. Koşmaya başlarken iki kişi bana doğru 5-6 el ateş ettiler. Onların bu kurşunlarından Allah beni korudu. Ben kurşun ve bıçak yaralarından dolayı çok kan kaybettiğim için koşarken sendeliyordum. Kurşun değmesin diye de gücümün yettiği kadar zikzak çiziyordum. Allah'ın yardımı ile yarı baygın bir halde o vahşet ve barbarlığın yaşandığı yerden kurtulmayı başardım. Sonradan saydığımda ufak tefekler hariç 27 bıçak darbesi, 2 kurşun yarası, çok sayıda sopa ve keser darbesi almıştım. Tüm bunlardan sonra hala da yürüyebiliyor olmak, Allah'ın lütfundan başka bir şey ile izah edilemezdi. Bir iki sokak sonra çok kan kaybettiğimden nefes alamaz oldum ve yere yığıldım. İnsanlar yanımdan geçiyor ve bana ne olduğunu sorunca, ben 'PKK'li çeteler beni bu hale getirdi' dedim. Ancak bu cevabı duyanlar, hemen yanımdan uzaklaşıyordu.

Yarı baygın bir halde ve kan-revan içinde, önünde yığılıp kaldığım binadan bir adam çıktı ve bana yaklaşarak ‘Ne oldu, sana bunu kim yaptı' deyince ben ‘PKK'li çeteler bana bunu yaptı' dedim. Adam bana ‘Kimin kimsen yok mu? Bana numarasını ver, arayayım' dedi. Ben de babamın numarasını verdim. Babam meşgul çalınca amcamı aradık. Adam amcama ‘Senin Yusuf adındaki yeğenin burada, gel al götür yoksa kan kaybından ölecek' dedi. Amcam hemen gelip beni özel bir hastaneye götürdü. Beyaz üstüm kandan kıpkırmızı olmuştu. Sonrasını zaten hatırlayamıyorum. Daha sonra tıp fakültesine sevk etmişler. Orada gözlerimi açtığımda kafası paramparça edilmiş, yakılmış ve tanınmayacak halde olan bir şehidin getirildiğini öğrendim. Sonra öğrendim ki o kişi arkadaşım Şehit Yasin'miş."

Yasin Börü

H.B. Anlatıyor

H.B. isimli kişi Yasin Börü'nün naaşının PKK/HDP'liler içinden nasıl alındığını ise şöyle anlatıyor:

"Saat 19.20 sularında arkadaşlarımızla helalleşip transit ile Köy-Der'den çıktık. Transitte ikisi yanımda, üçü arkada olmak üzere beş kişi daha vardı. O mahalleyi en küçük sokağına kadar çok iyi biliyordum. Cengizler Caddesi'ne çıktım. Dikkat çekmemek için yavaş yavaş ilerliyordum. İlerideki küçük meydanda PKK/HDP'li çetelerin bir ateş etrafında dolandıklarını gördük. Şehitlerin naaşının olduğunu öğrendiğimiz sokağa girecektik. Fakat cadde kenarına park eden bir araba sahibinin bize meydanı işaret ederek ‘orada, orada' demesi üzerine ilerledik. İlerlerken yine de şehitlerin aşağı atıldığı binanın sokağının başında durup baktık. Şehit Riyad'ın kardeşinin, abisinin naaşını almak için fedakârlık yapıp oraya geldiğini gördük. Biz de YDG-H çetelerinin caddeye kadar yerden sürükleye sürükleye (152 adım) götürdükleri şehidi (Yasin Börü'yü) alalım dedik. Cenazenin yanında 15-20 kişilik çete, dolanıp halay çekiyorlardı. Başlangıçta yavaşça yanlarından geçtik. PKK'liler bizleri de kendilerinden sandı. Çevrede başka kimselerin olup olmadığını öğrenmek için biraz daha ilerledik. Dönüşümüzü alırken planımızı yaptık. Ateşin etrafındakileri şaşırtmak ve dağılmalarını sağlamak için hızlanacak şehidin naaşının yanında ani bir fren yapınca yanımdakiler kapkaç yöntemiyle hemen inip şehidin naaşını arabaya alacak ve hızla oradan ayrılacaktık. Fakat hem PKK'lilerin ateş etmeye başlaması hem de Yasin'in naaşının yere yapışmış olması bize vakit kaybettirdi. PKK'lilerin silahlarından çıkan birçok mermi arabamıza isabet etti. PKK'lilerin bize ateş ettiğini gören çevredeki halktan birileri de (yapmış oldukları vahşetten dolayı) havaya ateş ederek PKK'lilerin bize yaklaşmamalarını sağladılar. Yine çevrede tanımadığımız birilerinin de bize ateş eden YDG-H çetelerine ateş ettiğini gördük. Bunun üzerine YDG-H çeteleri kaçtı. Şehidin cenazesini bin bir güçlükle arabaya alınca da oradan ayrıldık. Fakat Köy-Der'e doğru ilerlerken yine de köşelerden bize ateş ediyorlardı."

Sason Sokaklarında 10 Yıldır Eski Usul Dondurma Geleneği
Sason Sokaklarında 10 Yıldır Eski Usul Dondurma Geleneği
İçeriği Görüntüle

H.B. ile birlikte Yasin Börü'nün naaşını almaya giden gönüllülerden biri olan V.B. de şunları anlatıyor:

"Transitten indim. Yasin'i kaldırmaya çalıştım. Fakat Yasin'in yanık vücudu yere yapıştığı için sadece kollarını kaldırabildim. PKK'liler ateş etmeye başlayınca birkaç saçma bana isabet etti, yaralandım. Arkadaşlarım çağırınca transite geri gittim."

Yasin Börü'nün naaşını almaya giden gönüllülerden C.Y. ve beraberindekiler V.B. yaralandıktan sonra Yasin'i arabaya almak için çabalarlar…

C.Y. yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"Transitten indik, şehidin naaşını kaldıralım dedik. Yanık battaniyeyi kaldırdım. Baktım ki şehit tanınmayacak hale gelmiş. Sonradan kimliğini öğrendiğim Şehit Yasin Börü, battaniyesiyle yere yapışmış, zorlukla vücudunu yerden kaldırdım ama parçalanmış kafasını bir türlü yerden kaldıramadım. Sonradan arabayla şehidin kafasının üzerinden geçtiklerini duyduğumda başının neden yerden kalkmadığını anlamıştım. Şehidin gövdesi kucağımda olmasına rağmen kafası bir türlü yerden ayrılmıyordu. En son Bismillah deyip Allah'tan yardım dileyerek var gücümle kaldırmaya çalıştım. Allah'ın yardımı ile Yasin'i tam omuzladığım anda bu kez PKK'li vahşiler tekrar bizlere doğru yoğun bir şekilde ateş ettiler. Canımız pahasına da olsa şehidi arabaya götürmeye kararlıydık. Arkadaşlarım acele etmemi istediler. Allah'ın yardımıyla şehidi arabaya ulaştırdık. Daha sonra PKK'lilerin yapmış oldukları insanlık dışı bu vahşetten nefret etmiş olan çevredeki Kürt halkının, bize ateş eden PKK'lilere ateş ettiğini gördük. Arkadaşlarımla diğer şehitleri de alacaktık ama halen sokaklardan ateş edildiği için diğer şehitleri alamadık. Arabamız kurşunlara hedef olmasına rağmen Allah'a hamdolsun hiçbirimize kurşun isabet etmedi. Bu tamamıyla Cenab-ı Allah'ın yardımıydı."

Riyad Güneş'in kardeşi Hasan ise abisinin naaşını aldıkları anı şöyle aktarıyor:

"Ben abimin telefonunu ısrarla arayınca en son biri telefonu kaldırdı. Bana ‘Burada yaralılar var. Bu telefon onlardan birine ait olmalı. İstersen gel bak, abin mi?' dedi. Ben de arkadaşlarımla birlikte oraya gittim. Telefonu o şahıstan aldım. Adam ağlıyordu. Şehitlerin binadan aşağı atıldığı yere gittik. Kurban eti dağıtmak için evden ayrılan abimin vahşi PKK'liler tarafından canavarca hislerle katledildiğini görünce kendimi kaybettim. Arkadaşlarımın yardımıyla abimin naaşını arabaya aldık. Tam o anda PKK/HDP'li çeteler bizi kurşun yağmuruna tuttular. Kurşunlar kafalarımızın üzerinden geçiyordu. Şoförümüz hemen gaza bastı. Bundan dolayı diğer şehitleri alamadık."

Kobani 6 8 Ekim

Katledilen İslami Şahsiyetler

6-8 Ekim vandallığı sadece Yasin Börü ve arkadaşlarını değil, bölgedeki pek çok dindar insanı ve kanaat önderini de hayattan kopardı:

  • Turan Yavaş: Köy-Der'e düzenlenen pompalı tüfekli saldırıda sırtından vurularak şehit edildi.
  • Fethi Yalçın: Bingöl Karlıova'da evinden çıkarken uzun namlulu silahla taranarak şehit edildi.
  • Cengiz Tiryaki: Karlıova'da ağır yaralandı, 11 günlük yaşam mücadelesinin ardından şehit düştu.
  • Hamit Caner: Van'da Kur'an kursu yakınında göğsüne isabet eden kurşunla katledildi.
  • Mahfuz Enes: Diyarbakır Sur'da sarıklı ve cübbeli kıyafeti nedeniyle DEAŞ'lı iftirasıyla vurularak öldürüldü.
  • Abdullah Muhammed Latif ve Fehad İbrahim Elduveric: Kızıltepe'de kimlik kontrolü adı altında sakalları ve Arap kimlikleri nedeniyle katledilip araçları yakıldı; üzerlerindeki paralar gasp edildi.
  • Ahmet Albay: Adana Yüreğir'de sakallı olduğu ve DEAŞ'la ilişkilendirildiği için evinin önünde bıçak ve pompalı tüfekle katledildi; oğlu Veysel Albay yaralandı.
  • Latif Şener: Van Tuşba'da evine giderken pusuya düşürülerek şehit edildi.

Batman Kobane

Devletin ve Güvenlik Güçlerinin Sahadaki Zafiyeti

Olayların en acı yönlerinden biri de, devletin kolluk kuvvetlerinin günlerce seyirci kalması ve yardım çağrılarına kulak tıkamasıydı.

  • Mustazaflar Cemiyeti, Köy-Der, Cami-Der ve HÜDA PAR binalarına yapılan saldırılarda defalarca 155 ve emniyet birimleri aranmasına rağmen polisler "Biz gelemiyoruz, başınızın çaresine bakın" diyerek telefonları kapattı.
  • Yasin Börü ve arkadaşlarının sığındığı evin sahibi kadının ve Cami-Der'de mahsur kalanların çığlıkları karşılıksız bırakıldı. Dönemin valilerinin "Güvenlik görevlilerinin hayatını kaybetmemesi için müdahale edilmedi" yönündeki mazeretleri, yaşanan tarihi zafiyeti ve acziyeti örtmeye yetmedi.
  • Abdullah Öcalan'ın ve HDP yönetiminin açık talimatlarına rağmen tedbir almayan idari mekanizmalar, sonrasındaki süreçte Dolmabahçe Mutabakatı gibi adımlarla adeta ödüllendirildi.

Yargı Süreci, Alınan Cezalar ve Adalet Talebi

Yıllar süren hukuk mücadelesi sonucunda adalet yerini bulmaya çalışsa da vicdanlardaki yaralar kapanmadı:

  • 24 Nisan 2017 Kararları: Diyarbakır'daki ana davada onlarca sanığa ağırlaştırılmış müebbet ve hapis cezaları verildi.
  • Mayıs 2024 Kobani Davası Kararları: 108 kişinin yargılandığı davada eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 42 yıl, Figen Yüksekdağ ise 30 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildi. Mahkeme gerekçesinde, HDP MYK çağrısının KCK/PYD talimatlarıyla paralel yapıldığı ve Demirtaş'ın olaylardaki azmettirici rolü tescillendi.
  • Şehit Annesinin Feryadı: Şehit Yasin Börü’nün annesi Hatice Börü, verilen cezaların kısmen teselli olduğunu ancak olayların siyasi azmettiricilerinin yanı sıra görevini yapmayarak bu vahşete göz yuman tüm idari ve kolluk personellerinin de yargılanması gerektiğini vurgulayarak adalet çağrısını yineliyor.

Unutulmamalıdır ki; 6-8 Ekim 2014 katliamı, Kürt halkının inancına, kardeşliğine ve geleceğine vurulmuş en büyük hançerdir. Yasin Börü, Hüseyin Dakak, Hasan Gökgöz, Riyad Güneş, Turan Yavaş ve adını sayamadığımız tüm mazlumlar; bu topraklarda imanlarıyla, yardımlaşma ruhuyla ve insanlıklarıyla yaşayan birer abidedir. Onları katleden PKK/HDP barbarlığı ve bu vahşete zemin hazırlayan karanlık odak tarih boyunca lanetle anılacaktır.

Muhabir: HABER MERKEZİ